Halbuki şairin "yâr" dediği, tek ve gerçek sevgili olan Allah'tır. Seher vakti sevgilinin kapısını çalmış, sabah namazına durmuş, ama "kapıların sürgülü" olduğunu, yani açılmadığını görmüştür. "Feth-i bâb", yani "kapı açmak", sülûkta makamları aşmak yahut bazı ruh müşküllerini halletmek anlamı nında, Mi'rac'taki bir hadiseyle bağlantılı olarak daha ziyade "namaz"dır. Nitekim namaz müminin mi'racıdır ve her rekâtta "feth" (açmak) kökünden "Fâtiha" okunur. Kapının sürgülü olması, açılmaması, namazdan feyiz alınamadığına, huşûa ulaşılamadığına işarettir. Kalbin değil, cesedin namazı olduğu için huzur-i ilâhiye varılamamıştır.
İşte kul bu elem ve çaresizlik içindeyken "bir gözleri sürmeli çıkagelir." Şiirin devamında, onun yardımıyla "kapıyı açtırıp içeri giren" sâlikin bundan sonraki macerası anlatılır. Biz meselenin o tarafını bırakıp kapıyı açtıran "gözleri sürmeli"nin kim olduğuna bakalım.
"Gözleri sürmeli"lerden kasit Cenâb-ı Hakk'ın velî kullanıdır, mürşid-i kâmillerdir. Kâmil mürşidler böyle vasfedilerek onların bazı hususiyetlerine dikkat çekilmek istenir. Birincisi, göze sürme çekmek Peygamber Efendimiz'in [sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetidir. Sünnetlere titizlikle ittiba, mürşid-i kâmilin en önemli vasfıdır. "Gözleri sürmeli" denmekle onların sünnete uygun yaşama titizliklerinin belirginliği vurgulanmış olur. İkincisi, sürme, gözün görüş kuvvetini artıran bir maddedir. Kâmil mürşidler de basiret sahibidir; diğer insanların göre mediği sırları, hakikatleri, güzellikleri, incelikleri, uzaklıkları görebilirler.
Sürme, bir çeşit toz, ince bir topraktır. Göze sürüldüğü için Türkçe'de "sürme" dediğimiz bu madde, "kuhl" yahut "tûtyâ" isimleriyle de bilinir. Sürmenin aslında toz veya toprak olmasından hareketle eskiler çok zarif hayaller geliştirmişlerdir. Mesela