Müsait zamanın olduğunda ,uğrayıver yüreğime.. Bir ara uzun uzun sev beni.. Gelmesen de olur, malum hayat işte.. Herkesin aşkı, başından aşkın Cemal süreya
BAZİD
Di bêdengiya şevê de, dîrok bi ronahiyên bajarê re diaxive… ✨🖤”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kalp midir insana sev diyen, Yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, Yoksa yanan ateşe dokunmak mı? Şems-i Tebrizi
Şiir
Mardin ulu cami ve ilk yaratılış Sev derse yüreğin,direnme boşa Sürme yazık onu,yola yokuşa İstemedin diye,gelmez mi başa Yakalar aşk seni,soluk soluğa. YAKAMOZ ŞİİRLER SEV DİYORSA Irvin David Yalom sevgiden ve yüreğin direnişinden sevgi ile hüküm süren bir beylik kurmuşlardı bu beylik yokuşu düz eder diyarbakırda mardinde urfada eserlerini seyretmeye gelen torunları doğunun en ücra şehirlerinden ayrılırken aşk ile soluk soluğa kalırlardı 1186 yılında Mardin beyi Yavlak arslan Mardin Ulu Camiyi yaptırırken ilk taşı kendi eli ile dikerek Allahın kullarına lütfu ile muamele edici olduğunu söylüyor Mardin halkına ey peygamber izini takip edip onun sünnetine uyanlar iyi bilinki Resulullahın en sevdiği ibadet az ve devamlı olanıdır iyi bir müslüman komşusuna hürmet eder Yavlak arslanın oğlu o gün Mardinde ilk ezanı okuyacaktı ben Resullullah yolunun hizmetkârıyım der gibiydi Mardin halkı o gün gerçek bir ses ile doğruluyor Allahu Ekber sesi her namaz ve ezan vaktinde insanları cihat ve kıyama çağırıyordu yavlak arslan bey ilgazi evladım benden sonra bu insanlara ne ile hükmedeceksin diyince efendi babam onlara gerçek ile yaratılışın özüne çağıran Kerim olan Kuraan hükmedeceğim dedi ve 1186 yılında Allahu Ekber sesi ile insanları ilahi aşkın ilahi soluğuna miracın zirvesi olan namaza çağıran Mardin Ulu Cami yıllara direnen taş işçiliği ile insanların yükünü hafifleştiriyor bizi ilk yaratılışa çağırıyor
Din
Kendini sev yeter
Kimse kimseyi beğenmek zorunda değil. Cinsiyet fark etmiyor. Harika vasıflarınız, ahlakınız, donanımlarınız vs olabilir. Ya da çok güzel, pek derin, en ulvi sen seviyorsun belki ama bu yüzden kimse sana âşık olmak zorunda değil. Muhteşem bir insansın belki ama bu yüzden "o insan" da seni seçmek/seninle evlenmek zorunda değil. Ondan daha iyisin, daha güzelsin, daha zekisin ama bu yüzden onun yerine seçilmek zorunda değilsin. Çok hak ediyorsun... Ama bu yüzden istediğin ilgi, şöhret ve itibar sana verilmek zorunda değil. Evet Salieri kadar bilgili, özverili, hırslı ve hak etmek adına görece her şeye sahipsin ama bu yüzden Mozart'ı aşmak zorunda değilsin... En çok sen çalışıyorsun ama bu yüzden o görev/o pozisyon sana verilmek zorunda değil. Sağlıklı besleniyorsun, düzenli spor yapıyorsun ama hayat seni 90 yaşına kadar yaşatmak zorunda değil. Evet kabullenmek zor belki. Hazmı da kolay değil evet. Ama hayat bize borçlu değil. Hayat optik okuyucu gibi tamamen objektif ve adil bir puanlama mekanizması yok. Çünkü bazı şeyler nasiptir. Bazı şeyler sınavdır. Bazen insanın payına düşen budur. Bazen hikayemiz bu kadardır. Elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra yaşamın bu sessiz, çetin, ironik, sırlar ve efsunla dolunu payına razı olmakta bilgeliklerin en büyüğü var. Hayatın kimseye borcu yok... Çünkü hayat bazen de böyledir. Evet, aynen öyle
Duygu ve Düşünce