Bazı kitaplar vardır okurken insan hissediyor ki , yazar, sırf okunsun diye bazı olaylar yazımış, kitap abartıldıkca abartılsın diye olayları allayıp pullayıp servis etmiş diye.
Ancak bazı kitaplarsa aynen Onsra gibi hissettirir; sanki yazar elini klavyenin üzerine koymuş ve o evrendeki olayları aynen bizler okuya bilelim diye yazıya dökmüştür.
Gökçen Koçan’ın Opia hikayesini okumuştum ve Onsra kadar olmasa da çok sevmiştim. Dolaşırken başka hangi hikayesi tamamlanmış diye bakıpta Tutulmayı bulmuştum ancak konusunu okuyunca sevemem ben bu konuyu diye düşünüp okumamıştım. Ancak yazın o hikayenin konusunu unutup başlamıştım okumaya ve sevmediğim olaylar olduğunda bile nasıl güzel yazıpta insana hikayeyi ve oradaki karakterleri sevdiriyor diye hayran kalmıştım. Hala daha o karakterleri düşünürken kalbimin nasıl ısındığını hissedebiliyorum. İnşAllah bir gün o kitapları da kitap halleri ile okuruz. Çünkü aile gibi hissettiren kitapları okumayı seviyorum ve heleki bu aileler gerçeklerle bu kadar içiçeyse.
Kısacası Gökçen Koçan geldi sevdiğim yazarlar köşesine kondu.
Onsra hakkında konuşmaya geçelim dersekte burada inceleme yazmayalı o kadar çok oluyor ki ne desem boş kalacak bir kitap için parmakları klavyeye koymaya karar verdim. Sadece düşünce duygularımı yazacak olsam bile spoiler içerebilir, dikkat ediniz.
Oof mu desem, ah mı desem, ay mı desem, yaaa mı desem diye arada kaldığım bir seriyi okuyup bitirdim. Seri kitapları tamamlandıktan sonra peşpeşe okumayı sevdiğimden Onsra serisini beklettim de beklettim. Bekledikce sabırsızlanmış olsam bile değdi ve ben bütün bir seri hakkında buraya yazmaya geldim.
İlk kitap ve son kitap benim için mükemmeldi. Kimsesi olan kimsesizler Jülide ve Alp Aslan bir barda karşılaşır. Jülide barut kokusuna koşmuşken Alp Aslan şahsi