“Evet, tıpkı ben, diyordu. Eğer bütün ıstıraplarım bir ses bulsaydı hiç şüphe yok ki bu kadar vahşi, bu kadar merdümgiriz, bu kadar bedbaht olur, bu kadar ümitsiz ve karanlık olurdu.”
“Şimdiye kadar böyle kendini masumiyetle, sakinlik ve yumuşaklığıyla, iyiliğiyle büyüleyen gözler görmediğini düşünerek, “Ya nerede göreceğim?” diyordu.”
“O her türlü endişeden uzakta geçirdiği hayatı, hiçbir çaba harcamadan bile ümit edilenin üstünde bir neşeyle, daima beklenmedik tebessümlerle gelen, hep güzelliklerle, hep mutluluklarla gelen o sade hayatı, ona şimdi ele geçmesi imkansız bir lütuf acılığıyla, bir hüsran matemiyle görünüyordu.”
“Ta düşüncelerinin derinliklerinde bir ateş, küçük bir korku, bu felaketin gerçekten büyümesi fikrinden doğan bir acı gittikçe kendini hissettirmeye başlıyordu.”