İstasyonun kampanası çaldı. Birbirlerinden ayrılma zamanı gelmişti. Oğlunun yüzüne son kez baktı ve onda, bütün hatlarıyla kendini gördü. O, tam kendisiydi, kendisinin gençliği… Sonra onu sımsıkı bağrına bastı. O anda bütün benliğiyle baba sevgisini oğluna aktarmak istiyordu. Oğlunu böyle kucaklayan Çordon şunları söyledi ona:
- Bir erkek, bir adam ol oğlum. Nerede olursan ol, mert bir erkek olarak kal!
Vagonlar kımıldadı.
- Ey Çordonov, gidiyoruz! diye bağırdı kumandan.
Sultan’ı kolundan çekip hareket eden trene bindirdiler. O zaman Çordon kollarını indirdi, gidip köpükler içinde kalan atının boynuna abandı ve başladı hüngür hüngür ağlamaya. Atın boynuna sımsıkı sarılarak ağlıyordu ki, onun üzüntüsünün ağırlığı altında atın toynakları olduğu yerde kayıyordu.
Demiryolcular yanından sessizce gelip geçtiler. Onlar, o günlerde insanların niçin ağladıklarını çok iyi biliyorlardı.
O ortamda, o kargaşada kararını vermiş birini bu kararından caydırmaya çalışmanın imkânsız olduğunu, doğru da olmayacağını kızlarına anlatmakta güçlük çekiyordu. Oğlu verdiği sözden nasıl dönebilirdi? Sözünden caymaya kalkışsa, aynı sıradaki asker arkadaşlarının yüzüne nasıl bakardı? Sonra onun için be derlerdi? Ve kendisini ne duruma düşürür, kendisi için ne düşünürdü? Ne derdi?
- Bunu yapmamalı, utanç verici olur.
- Kimden utanacak, kim tanıyor onu burada? Aman Tanrım, onun var ya da yok olmasından kime ne? Kimin ihtiyacı var onun kim olduğunu bilmeye?
- Kendisinin! Kendisi kim olduğunu bilecek ya! En önemlisi budur işte! Kendisinden kaçamaz!
Kuşku yok ki her insanın ruhu güzelliklere susar ve besbelli ki onun yapısı böyledir. Ama çok defa, susadığı bu güzelliği korumaz, hatta bazen farkına bile varmaz.
Kızına şefkatle baktı ve fısıltı halinde konuştu onunla: “Böyle rahat uyuman büyük bir şans yavrum, ileride, büyüdüğün zaman, uykusuz geçireceğin günler de olacak. O uykusuz geceler herkesin başına gelir, kimse kurtulamaz. Ama daha vakit var o günlere. Şimdi uyu, rahat uyu yavrum, güzel rüyalar gör.”