Puan vermedi·128 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 23:35
Herkese Selamm Bugün sizlere kalemiyle ilk kez tanıştığım Ezgi Alcı’nın Onun Aynısı Bana Da Oldu adlı kitabının yorumuyla geldim. Kitabın ilk sayfalarında açıkçası beni hemen içine çeken bir atmosfer yakalayamadım. Ancak ilerleyen sayfalarda yazarın samimi anlatımıyla bağ kurmaya başladım. Bir noktadan sonra kendimi sanki karşılıklı kahve içip sohbet ettiğim bir arkadaşımı dinliyormuş gibi hissettim. Kitap, günlük hayatın içinden durumları, insan ilişkilerini ve yaşadığımız olayların üzerimizde bıraktığı izleri ele alıyor. Özellikle günümüzde giderek bireyselleşen yaşam tarzımızı, kendimize odaklanırken bazen farkında olmadan empatiyi ikinci plana atışımızı sorgulatıyor. Sürekli bir koşuşturmanın, gürültünün ve karmaşanın içinde durup düşünmeyi ne kadar ihmal ettiğimizi hatırlatıyor. Genel olarak keyifle okuduğum bir eser oldu. Akıcı dili, samimi anlatımı ve düşündüren içeriğiyle bende güzel bir iz bıraktı. Sevdim.
Onun Aynısı Bana da OlduEzgi Akgül · Nesil Yayınları · 202640 okunma
8/10
·203 syf.··
2026 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 21:43
Kitabın tekniği alışılagelmişin dışında. Hem romanı yazan yazar var hem de bu romanın baskahramaninin el yazısı notları. Asıl romanın konusu ülkelerinden kaçan mültecilerin tercih ettigi Stockholm'de yaşadıkları. İlk başta tek bir kişiye odaklanıyor ama sonlara doğru diğer multecilerin dünyasıni da okuyoruz. El yazmaları ise hayatını mahveden kisiyi,elden ayaktan düştüğünü görüp intikam alma şansı ayağına geldiginde gerçekten intikam mı yoksa affetmek mi önemli olan bunu sorgulatiyor. Bu cokyonlulugu sevdim açıkçası. Sadece, olaylar "bir gün" "ertesi gün" "Noel" vb şeklinde anlatılmış ve tam tutmayan kısımlar vardı. Okurken zorlandigim bu zaman karmaşası oldu.
Bir Kedi, Bir Adam, Bir ÖlümZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202129bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İyi ki bu topraklardan bir Tarık Akan geçmiş.
9/10
·198 syf.··
2026 620. kitabı
Tarık Akan denince benim aklıma yıllarca önce Yeşilçam’ın o yakışıklı, romantik filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu gelirdi. Belki çoğumuz gibi ben de onu önce güler yüzüyle, karizmasıyla ve romantik komedilerdeki rolleriyle tanıdım ve sevdim. Bu yüzden hayatını anlattığı Anne Kafamda Bit Var kitabını okurken sadece bir oyuncuyu değil, bambaşka bir insanı tanıdığımı hissettim. Tarık Akan’ın beni en çok etkileyen tarafı, kariyerinin en rahat döneminde risk alabilmiş olması oldu. İsterse yıllarca aynı tarz filmleri çekebilir, büyük bir hayran kitlesiyle yoluna devam edebilir, kimseyi rahatsız etmeden konforlu bir hayat sürebilirdi. Ama o bunu seçmemiş. Romantik filmlerin yıldızı olmaktan çıkıp toplumsal sorunları anlatan, halkın yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken filmlerde rol almayı tercih etmiş. Bu tercih ona sadece alkış değil, bedeller de getirmiş. Kitap boyunca yaşadığı tutuklanma sürecini, maruz kaldığı iftiraları, kırılan onurunu ve buna rağmen geri adım atmamasını okurken zaman zaman insanın içi sızlıyor. Özellikle toplum önünde tanınan bir insanın, hiç hak etmediği suçlamalarla karşı karşıya kalmasının nasıl bir yük olduğunu satırlarda hissetmek mümkün. Kitap bana Tarık Akan’ın sanat anlayışını da yeniden düşündürdü. Özellikle Yılmaz Güney’in filmi olan Yol‘da yer alması, sanatını sadece eğlendirmek için değil, yaşanan gerçekleri anlatmak için de kullandığını gösteriyor. Kitabı bitirdikten sonra ben de Yol filmini izledim. Açıkçası film içime işledi. Bazı sahneleri uzun süre aklımdan çıkmadı. O filmi izledikten sonra Tarık Akan’a duyduğum saygı bir kat daha arttı. Ama bu kez sadece başarılı bir oyuncu olduğu için değil; duruşu, cesareti ve sanatını bir şeyler söylemek için kullanabilen bir insan olduğu için. Anne Kafamda Bit Var, bir oyuncunun anılarından çok
Anne Kafamda Bit VarTarık Akan · Can Yayınları · 20177,1bin okunma
Hesaplaşma -Caroline Peckham &Susanne Valenti
9/10
·600 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 21:14
Solaria için mavi kraliyet demektir. Benim içinse mavi sen demek. Bir sürü kişi seni istememem gerektiğini söyleyecek. Ama sırf benim olman için tüm dünyayı yakıp kül etmeye hazırım. Spoiler içerir!!! Zodyak akademi serisinin üçüncü kitabında akademide birinci sınıflar için cehennem haftası başlamıştı. Bu cehennem haftasında üst sınıflar istedikleri her zorbalama olayını birinci sınıflar üzerinde rahatlıkla yapabiliyorlar. Bu haftayı Vega ikizlerinin atlatmasının yolu ise dört element sınavından geçtikten sonra hesaplaşmadan da sağ salim geçmeleriydi. Kitap o kadar güzel akıcı bir şekilde okudum ki bayıldım. Darcy ve Orion'un arasında bir şeyler yaşanıyor ve aralarındaki bağ daha da güçleniyor. Tory'nin ise Darius ile olan düşmandan aşka duyguları okurken çok fazla hissettim. Birbirlerinden nefret etmeleri ama bir yandan da birbirlerine çekilmeleri iyiydi. Caleb ise bu kitapta favori karakterlerimden biri oldu. Tory'ye olan sadakati ve onu koruması güzeldi. Ama bir yerden sonra yine varislere uyarak aptalca hareketlerde bulundu. O sahneleri okurken hem Caleb'a hem de Darius'a çok sinir oldum.Seth ve Max'i hala daha sevemedim. Kızların varislerin aptalca sözlerine rağmen gittikçe güçlenmelerini çok sevdim. Özellikle her sınavda birbirlerinin yanında olmaları ve o sınavlarda yaptıkları hamleleri okumak hoşuma gitti. Kitabın sonu yine öyle bir yerde bitti ki, heyecanla dördüncü kitabı bekliyorum. Lionel ve Stella en sevmediğim karakterler arasında yerini aldı. Büyük ihtimalle kızların ailesine de zarar veren kişilerin bu ikisi çıkacağını düşünüyorum. Bir insanın çocuklarını güç uğruna bu kadar kolay gözden çıkarması berbat bir olay. Yaşanan bir olaydan dolayı kızların zümresinin ne olduğunu öğreniyoruz. Dördüncü kitapta kızlar daha da güçlenerek intikam alacaklarını
1000Kitap
HesaplaşmaSusanne Valenti · Olimpos Yayınları · 2026110 okunma
Puan vermedi
Dolunayın Kırık Aynası / Tuğçe Sarıgül "Yara izlerinin insanın canını ne kadar yaktığını iyi bilirim." Merhabaalar, Uzakdoğu'nun esintileri arasında fantastik bir dünyaya adım atacağız. Dolunayın Kırık Aynası ile yeniden doğan bir kadının intikamını okuyoruz. Benim severek okuduğum bir kitap oldu, siz okuyunca neler hissedeceksiniz merak ediyorum. Ayana ana karakterimiz, kendisi bebeğiyle birlikte hayatını kaybediyor ve tekrar canlandığında bu sefer herkes tarafından nefret edilen birisinin bedeninde. Saraya girmelidir ve hayatını çalanlardan intikamını almalıdır. Ayana'nın özellikle bebeğiyle ölmesi beni aşırı üzdü. Böyle içim biraz cız etti. O sevdiği adamı bir kaşık suda boğasım geldi. Yazar bence bu yeniden doğma fikrini güzel bağlamış. Ayana'nın geri dönmesi için güçlü bir sebebi olduğunu bize yansıtmasını sevdim. Bu yeniden doğuş kısımda ben biraz ürperdim yani başıma gelse ne yapardım diye düşünmeden edemedim. Kitapta saray entrikalarını sık sık görüyoruz, bayılırım entrikalara hele sarayda geçiyorsa tadından yenmez valla. Karanlık sırlar ve intikam arzusu da işlenen temalardan yani ortalık biraz karışıyor arkadaşlar, siz şimdiden sıkı tutunsanız iyi olur. Bu sıralar böyle farklı tarz bir kitaba ihtiyacım vardı. Evet, fantastik tür çok okuyorum ama bu alışılmış fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Özellikle karakterin ölüp tekrar gelmesi ve başka bir bedende devam etmesi benim çok okuduğum bir konu değil. Bu yönüyle benim için yeni bir soluk, yeni bir heyecan oldu kitap. Tuğçe Sarıgül'ün kalemiyle daha önce tanışmamıştım. Sarayı betimlemesini sevdim, gözümde canlandırmak çok rahat oldu. Yine ben canlandırırken biraz ülkemizdeki saraylardan da esinlenmiş olabilirim ne yapayım.
Dolunayın Kırık AynasıTuğçe Sarıgül · Dokuz Yayınları · 202614 okunma
8/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 189. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:28
Zaman bir ilerleyiş degil ,aynı karakterlerin aynı rolleri oynadığı, kendi kuyruğunu yiyen bir canavardı... Ilk kez okuduğum bir yazardan bilim kurgu ve psikolojik bir romanla geldim . Serdar savunma sanayi için İha,Siha üreten bir firma sahibi .Akıllıca davranarak bu şirketi kuruyor ve 28 mühendis çalışanı var .Son derece kibirli ,mükemmeliyetçi bir adam.Her şey onun planladığı gibi olmalı . Bir gün pastanede sıra beklerken ,yanına paspal bir dilenci adam yaklaşıyor ve yanında bayılıyor. Serdar onu hastaneye götürüyor. Adam onun dinlediği şarkıyı biliyor ve Yunanca bir şeyler sayıklıyor. Bu Serdar ın dikkatini çekiyor ve adamı yalnız bırakmıyor. Hastanede Doktor Ezgi bakıyor Bekir Amca ya .Adamın felsefi konuşmaları onun da dikkatini çekiyor . Ayruk sa bir avukat .Plazanın birinde, büyük şirketlerin suçlu oldukları halde aklanmaya çalışıldiği davalar alınınca çalıştığı burodan ayrılıyor. Para ile satın alınamayan davaların peşine düşüyor. Deniz se fakir bir evde büyümüş ama gözü hep yükseklerde . Yollar kesişiyor evet ama nasıl? Serdar in dedesi ona eski püskü bir tüfek bırakmış. Yanında da değişik semboller olan bir defter .Bekir Amca da kazıda buldugu parşomenlerden bahsediyor. Serdar onları buluyor ve araştırmaya başlıyor. Luvice yazılmış semboller bunlar .. Araştırdıkca fizik kurallarına çıkıyor yollar .Bakalım sonra neler oluyor? Teknoloji nereye gidiyor? Nereye kadar gidecek bu gelişmeler?Zaman düz bir çizgi degil de acımasız bir sarmalsa? Pek bu tarz okumuyordum ana bu kitabı sevdim .. Kitapla kalın dostlar... Çıban Furkan Emre Aynur
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202683 okunma