Derler ki tanrıların en eski çağlarında, kalbi bir kez kırılıp da tekrar atan insanlara zambak fısıldanırmış. Zambak, her çiçekten farklıymış çünkü onu sevmek kolay değilmiş. Ne gül gibi cilveli, ne papatya gibi çocukmuş. Zambak, suskunmuş. Gururlu, mesafeli, zarif ama aynı zamanda karanlık.
Zambak seven insanlar da böyleymiş. Sıradan aşklara yüz çeviren, sevdiğinde dibine kadar inen, sevdikçe kendinden vazgeçen... Onlar için aşk bir oyun değil, bir ibadetmiş. Kalplerinde hafiflik değil, yangın taşırmışlar. Sevilmekten çok, yakılmak istermişler.
Zambak seven biri sana gözlerinin ucuyla bile bakıyorsa, bil ki o an her şeyi düşünmüştür: Seni, geçmişini, en sevmediğin yönünü bile sevip sevemeyeceğini... Çünkü onlar severse bir ömür susar, ama bir daha da unutmaz.
Bu yüzden zambak sevenlere dikkat et derler - onlar sıradan bir gülüşe değil, içini paramparça eden suskunluğa aşık olur.