#artemisaşkına
Canım kankim geceye1kitap_ okuyunca dayanamadım, dedim Muzo reyiz bu kitabı sevdiyse ben de severim. Çünkü zevklerimiz aynı ve kankama güveniyorum, çoğunun aksine asla sallamaz.
Kovboy hikayesi ilk kez okudum ve çok beğendim. Aslında 90ların çocuklarından biri olarak klasik pazarları babasının zoruyla kovboy filmleri izleyen tayfada ben de varım. Ama ben o filmleri gerçekten severdim. Benim için bir nevi nostalji oldu. Çünkü 22 senedir zorlayan o kişi yok.
Esas kıza sanırım bu yüzden bir yakınlık hissettim. Fazla anlam yüklediğimi düşünmeniz umrumda değil. Bir hikayeyi okumak başka bir şey, hikayedeki küçük benzerlikler yaşayıp başka bir açıdan okumak ayrı bir şey çünkü.
Neyse... Kızımız küçükken anne babası ayrılıyor ve annesiyle şehre dönüyor. Babayla araları hiç düzelmiyor. Özlemden kaynaklı Kırgınlığı, gençlik zamanımdan kalma pişmanlığı var. Ah o keşkeler... Hiçbir şeye adım atamadan baba ölüyor. Ve kıza büyük bir miras kalıyor.
Ancak bu mirasa sahip olabilmek için de 1 yıl boyunca o yıllardır gitmediği çiftlikte yaşamak, orayı yönetmek zorunda. Bu kolay bir şey değil. Detay vermicim. Burada asıl sorun, seksi ustabaşı kovboy ile miras yüzünden arasındaki düşmanlık.
Ağzımdan kesinlikle laf alamazsınız Cash'e başta sinir oldum ama satorikitap 'ın dediği gibi sevdim keratayı. Romantik kitap olmasına rağmen hüzünlendim, gözyaşım pıt pıt oldu Bi ara küçük detaylar yüzünden. Duygular gerçekçi hissettirdi belki de nostalji duygusındandı, bilmiyorum...
Sevdim ikinci kitaba haftaya başlayacağım çünkü eğlenceli bitti umarım serinin diğer kitapları hemencecik çevrilir.
Epope dehşet ve ibretle tavsiye eder!
Not: azcık YETİŞKİN İÇERİKLİDİR
güzeldi ama sonu çok yarıda kalmış gibi hissettim. evren çok orjinaldi içine çekti. karakterler bir tık derin olsa
daha da severdim. teşekkürler rachel.
Sevdiklerimin çok fazla övdüğü bu kitaba beklentim AŞIRI yüksek başladım.
İlk başta yazım dili çok farklı ve orjinal geldi. Evren çok ilginç, hikaye akıyor. Benim yaşadığım en büyük sıkıntı hiçbir karakterle bağ kuramamam oldu. Tükettigim her içerikte (kitap, film, dizi vb.) ilk ihtiyaç duyduğum şey bağ kurabilecegim bir karakter. Bunun yokluğu beni biraz zorladı ne yalan söyleyeyim.
Öte yandan karakterler çok ilgi çekici. Okumak cidden eğlenceliydi. Ara sıra bir senaryo okuyor gibi hissettim diyalogların yoğunluğundan. Çok fazla karakter vardı bence, o sebeple hepsi yüzeysel kalmış. Okurken bir karakterin ne kadar gereksiz olduğunu düşündüm hatta ve sonunda ölünce meh, iyi oldu deyip geçtim açıkçası. ikinci yaşadığım en büyük sorun TUM twitleri çoook önceden tahmin edebilmiş olmam. Tükettiğim şeye karşı hevesimi çok kırıyor. Cidden üzüldüm yani tahmin edebilmiş olmama.
Inglorious bastards havası çok güzeldi. Film olsa çok severdim, zaten James Cameron haklarını almış çıkınca seve seve izleyeceğim çünkü yaratılan dünya cidden absürt gothic ve komik.
Bu yazardan ilk kitabımdı ve araştırdığıma göre diğer yazdıklarından farklı bir kitapmış bu ve kendi fandom'ı da sevmemiş bu kitabı.
Not my cup of tea diyerek 3.5/5 veriyorum
Ben bu incelemeye ne yazacağımı bilmiyorum tek bildiğim bu kitabın hatta serinin beni ağır bir reading slump'a sokması.O kadar ki günlerce okumadığım falan da oldu bu kitabı.Serinin içindeki en kötü yani en sıkıcı kitaptı.Bir yerden sonra paragraf atlamaya başladım bitsin diye.Ve sonunda bitirdim!
Final kitabı olarak çok da mükemmel bir kitap değildi.İyi bile değildi.Yazım dili yerlerde ve duygu hiç yok.Kitap ile ilgili tek beğendiğim şey farklı karakterlerin bakış açısını okumamız oldu.O da bir yerden sonra baydı yani.
Bakın kitabın konusu kötü demiyorum sadece yazım dili çok basitti. Distopya okumaya yeni başladıysanız gözüm kapalı öneririm ancak benim gibi distopya bağımlısıysanız pek de ihtiyacınız olabilecek bir seri değil.Çok merak ediyorsanız da tek kitabını alın benim gibi tüm seriyi okumayın.
Fark ettim ki yazım dili derin olmayan kitapları sevemiyorum,bu da o kitaplardan biri.Bazı alıntılar çok güzel ama sarmadı ya.Tabi bundan bir iki sene önce okusam favori serim olabilirdi ama büyüyoruz.
Kitapta yine en sevdiğim karakter Julian ama bu sefer listeye iki kişi daha eklendi.Jon ve Maven.Jon kâhin ve çok güzel konuşuyor.Maven zaten benim küçük çocuğum.Yaşadığı hiçbir şeyi hak etmedi bence.Düzelebilirdi biri onu düzeltebilirdi ama hayat bazen de böyle işte,kendimiz düzelmeliyiz başkasını beklemektense.
Cal'i 4 kitaptır sevemedim bir sevecek gibi oluyorum bor şey oluyor.O yüzden listemde yok.Ya aslında ben bu serideki tüm karakterleri çok severdim ama duygu betimlemesi yok.Bakın yer,mekan,kişi olmasın duygu olsun ya.Duygusuz olmuyor hiçbir kitap.Makale mi bunlar?Geleceğin yazarları size sesleniyorum.LÜTFEN DUYGU YAZIN.Bu duygu her şey olur hiç önemli değil.Put gibi karakter okumaktan bıktım ya.
Bir daha bu kadını okumam sanırım yani duygu betimlemesi
Savaş FırtınasıVictoria Aveyard · Pegasus Yayınları · 2018756 okunma
Mariana Zapata'nın kitaplarını genellikle yavaş ilerleyen ilişkileri, karakterlerin zamanla birbirine yaklaşması ve duyguların sindire sindire işlenmesi nedeniyle severim. Bu yüzden Sevgili Aaron'a başlarken beklentim oldukça yüksekti. Özellikle mektuplaşma ve mesajlaşma üzerinden gelişen bir ilişki fikri bana çok sıcak ve samimi gelmişti. Ancak ne yazık ki bu kitap benim için beklediğim etkiyi yaratamadı.
Kitabın ilk bölümleri tamamen Ruby ve Aaron'ın e-postalarından oluşuyor. Başlangıçta bu format ilgimi çekse de zaman ilerledikçe beni yormaya başladı. Birbirlerini tanımak için sürekli soru soruyor, ardından farklı konulara geçerek cevap veriyorlar. Bir süre sonra hangi cevabın hangi soruya ait olduğunu takip etmekte zorlandım. Geri dönüp tekrar okumaya çalıştığım anlar oldu ama bu da okuma akışını bozdu. Neredeyse yüz sayfadan fazla süren bu e-posta trafiği, beni hikâyenin içine çekmek yerine dışarıda bıraktı.
Mesajlaşma dönemine geçildiğinde biraz rahatladım. İkilinin birbirleriyle kurduğu dostluk, yaptıkları şakalar ve zor zamanlarında birbirlerine destek olmaları hoşuma gitti. Ancak kitabın yarısına kadar yalnızca yazışmaları okuduğumuz için karakterlerin iç dünyalarına giremedim. Özellikle hikâye Ruby'nin ağzından anlatılıyor olmasına rağmen onun duygularını, düşüncelerini ve yaşadığı değişimleri yeterince hissedemedim. Bir karakterin ne söylediğini okumak başka, ne hissettiğini anlamak bambaşka bir şey. Ben o bağı kuramadım.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Ruby'nin anlatımı daha fazla yer kaplamaya başlıyor ama bu kez de sanki hikâyenin ortasından başlamışım hissine kapıldım. Ruby'yi tanımaya çalışırken karakterin zaman zaman kendi anlattığı kişiliğiyle çelişen davranışlar sergilediğini düşündüm. Aaron ise benim için neredeyse tamamen bir gizem olarak kaldı.
Sevgili AaronMariana Zapata · Nemesis Kitap · 2021604 okunma
"Seni leylekler getirdi " çocukluğunda duymamış olan var mı?
Leylek galiba toplumumuzda umut,sevinç getiren hayvanların başında geliyor ki böyle bir cümle kurulmuş .
Bu kitabı da farklı kılan bu .Hikayeyi bir leyleğin anlatması. Alegorik anlatımıyla dikkatimi çeken bir kitap oldu Masumiyetin Yükü..
Leylek ,anne ,babası ,kardeşiyle yaşamı öğrenmeye çalışıyor. Güçsüz olan kardeşlerini kaybediyor.Ben bununilk duyduğumda çok üzülmüştüm ama doğal seleksiyon hayatın her alanında gerekli galiba ..Leylek bir taraftan kendi ailesini anlatırken, bir taraftan da yuvalarını yaptığı evin içinde yasananlara tanık oluyoruz. Sema bir Ermeni genci olan Aram la aşk yaşıyor. Ama Ermeniye kız verilmiyor oralarda .Nurullah da okuldan beri Semaya aşık. Onla evlendiriliyor .Serdar dünyaya geliyor. Ama Sema hala Aram ı seviyor .Arada görüşüyorlar.
İhanet fitili ateşliyor. Leyleklerin de yükü artıyor.
Çünkü leylekler yuva yaptıkları evin derdini ,tasasını alıp götürüyor göç ederken, üç ay Afrika da dinlendikten sonra tertemiz ,masumca ,temizlenmiş olarak geliyorlar aynı eve ..
Bakalım geri geldiklerinde neler olacak ?
Çok hoşuma gitti bu hikaye. Leylekler resmen bilge kişi gibi .Doga olaylarında kadar mükemmel ki her şey yolunda ,her şey olması gerektiği gibi ...
Fabl okumayı çok severdim küçükken ,aynı hislerle okudum kitabı...
Hayvanlardan öğreneceğimiz çok şey var bizim..
Kitapla kalın dostlar....
Masumiyetin YüküAhmet Haşim Güler