Genel hatlarıyla Adler, Aşağılık ve Üstünlük komplekslerini merkeze yerleştirerek çeşitli davranışları örnek vakalar üzerinden açıklamış. Bu da bu davranışların arkasında daha derinlerde cok daha farklı nedenleri göz ardı etmeye neden olmuş, bence. Elbette aşağılık kompleksi- üstünlük kompleksi her insanın hayatında olan gerçeklikler ancak tek perspektiften bakıldığında sığ bir bakış getiriyor.
Ayrıca "bireysel psikoloji" ekolünün kurucusu Adler, insanı sadece kendi iç dünyasına hapsolmuş bir varlık olarak değil, bir "topluluk üyesi" olarak konumlandırmış; insanın ruhsal sağlığını, diğer insanlarla kurduğu bağın kalitesine bağlayarak bireyi bencillikten kurtarmaya teşvik etmiş ve sosyal uyumun altını çizmiştir;
"Sevgi ve evlilik sorunlarının içinden ancak sosyal uyum sağlamış kişiler çıkabilir."
Bazı konularda bütünsel bir perspektiften bakmış insanın davranışlarının aslında genel yaşam üslubuyla ilgili ipucu verdiğini belirtmiş. Örneğin; iş durumuyla ilgili bir şeylerden kaçan/ sorumluluk alamayan/ düzen kuramayan kişinin aslında evlilik için hazır/uygun olmadığını belirtmiş. Tek bir davranışa odaklanmak yerine bunun hayatın ne kadarına yayıldığını görmek açısından güzel bir bakış açısı.
Ve fakat; Toplumun kendisi hastalıklıysa, bireyin o topluma "ilgi" göstermesi onu iyileştirir mi, yoksa onu o çürümüş sistemin bir parçası haline mi getirir?
Adler’in eğitim anlayışındaki en zayıf halka ise, doğum sırasına (ilk çocuk, ortanca, en küçük) verdiği aşırı önemdir. Adler, eğitimi bu "kategoriye" göre şekillendirir. Günümüz eğitim psikolojisi, çocuğun mizacının, nörobiyolojik yapısının ve içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ortamın doğum sırasından çok daha belirleyici olduğunu vurgular. Adler’in bu konudaki genellemeleri, öğretmenlerin veya ebeveynlerin çocuklara "etiketler"