Susanna Tamaro’nun "Yanıtla Beni" adlı eseri, insanın içindeki sessiz çığlıkları, anlaşılma arzusunu ve sevginin eksik bırakılmış yanlarını muazzam anlatıyor. Olay örgüsü, birbirinden farklı hayatlara sahip insanların ortak yalnızlık duygusunda buluşması üzerine ilerliyor. Karakterler hayatın çeşitli kırılmalarını yaşarken; aile, aşk, dostluk, inanç ve aidiyet gibi kavramlarla yüzleşiyor. Her biri dışarıdan sıradan görünen fakat iç dünyalarında derin yaralar taşıyor, cevap aradıkları sorularla kendi benliklerine doğru bir yolculuğa çıkıyorlar. Öne çıkan bir karakter yok, insan ruhunun farklı yüzlerini temsil eden karakterler var. Tamaro’nun karakterleri kusursuz değil; korkuları, pişmanlıkları, özlemleri ve hatalarıyla son derece gerçekler. Özellikle iletişimsizlik, anlaşılmama hissi ve sevgi eksikliği karakterlerin temel çatışmasını oluşturuyor. Yazar, olaylardan çok duygulara ve iç çözümlemelere ağırlık vererek, okuru karakterlerin ruhuna yaklaştırıyor. İnsanın başkalarından değil, kendi içindeki sessizlikten cevap beklediğini anlatan güçlü bir eser. Sayfalar ilerledikçe insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu, söylenmeyen sözlerin bazen söylenenlerden daha ağır geldiğini hissettiriyor. Tamaro’nun sade fakat derin anlatımı, okuru sürekli kendi hayatıyla yüzleştiriyor. “Yanıtla Beni”, yalnızlığın, sevginin ve insanın anlaşılma ihtiyacının edebi bir sorgulaması.
7/10
bu kitapla ilgili en sevdigim sey karakterlerin cocukluktan kalan problemleri oldu... josie'nin annesi yuzunden yasadigi seyler ve bunlari atlatmaya calismasi, ryan'in da yine ayni sekilde pek de iyi bir cocukluktan gelmemesi ve ailesi icinde kendisini hep daha asagida hissetmesi, ozguveninin az olmasi... ayrica ryan'in disleksisi var, georgia'nin sakatligi var ve queer karakterler de dolu, kitapta lgbti bireylerine her zaman tam destek var, yani kitabin wokelugu da beni cok memnun etti. bir romantik komedi olmasinin yaninda boyle hassas konulara da surekli dokunuslar vardi, en sevdigim detaylardan birisi bu oldu.
kitaptaki romantik sahneler de cok hostu. ryan... ryan gibi olmayacaksa olmasin kardesim. hem cok dusunceli hem cok guzel seviyor hem de josie ne derse yapmaya hazir, ve bu sevgisini ince ayrintilari dusunerek de gosterebiliyor. sevgi icraata yansimali, ryan da bunun cok guzel bir ornegi olmus. hele son sahnedeki romantik evlenme teklifi... boyle jestler tam da benim bir iliskide yapacagim seyler olurdu o yuzden kendimi ryan'a cok benzettim, bir romantik komedi kitabinda kendimi benzetecegim birini bulmam normalde cok zor olur. aferin ryan
josie'yi de zaten cok seviyorum, hic kolay bir cocuklugu olmamis, annesi yuzunden kardesini resmen kendisi yetistirmek zorunda kalmis, sirf bu yuzden okulunu bile bitirememis ama guclu olup ayaklarinin uzerinde durmus. harika bir kadin. ben de romantik komedi okumam ve josie gibi 'agir, kasvetli, sıkıcı' kitaplar okurum o yuzden josie'yle de cok iyi anlasirdik kesin. romantik komedi okudugu icin ryan'i surekli zorbalamamiz yok mu...
karakterlerini en cok sevdigim romantik komedi olabilir. onlar arkadasim olsun isterdim <3
Çocuk, Köstebek, Tilki ve At kısa sürede okunabilen bir kitap olsa da içinde oldukça derin anlamlar barındırıyor. Basit cümlelerle yazılmış olmasına rağmen verdiği mesajlar hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap ediyor. Kitap; cesaret, sevgi, dostluk, umut ve kırılganlık gibi duyguların doğal olduğunu anlatırken, insanın değerini başkalarının düşünceleriyle ölçmemesi gerektiğini de hatırlatıyor. Çocuklara kendilerini oldukları gibi kabul etmeyi ve zor zamanlarda yardım istemenin bir güçsüzlük değil, cesaret göstergesi olduğunu öğreten sıcacık bir eser bence.
ikinci kitaba başlarken artık bazı sırların açığa çıkacağını, karakterlerin oturup gerçekten konuşacağını ve yaşananların daha mantıklı bir zemine oturacağını düşünmüştüm. Ancak kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey bunun tam tersi oldu. İlk kitapta beni rahatsız eden birçok unsur devam ettiği gibi bazı noktalarda daha da büyümüştü. Korkunç!
Kitap boyunca Mahinev, Ali Asaf'ın onu aldattığını düşünüyor. Açıkçası okur olarak bizim düşünmemiz gereken şey de bu. Çünkü kitap sürekli olarak bizi bu sonuca yönlendiriyor. Ortada Lina var, ortada başka bir kadın var, ortada yıllarca süren sessizlik var ve ortada cevaplanmayan onlarca soru var. Fakat bütün bunların içinde beni en çok rahatsız eden şey Ali Asaf'ın gerçeği biliyor olmasına rağmen hiçbir açıklama yapmaması oldu.
Mahinev soru soruyor. Ali Asaf susuyor. Mahinev cevap bekliyor. Ali Asaf yine susuyor. Mahinev acı çekiyor. Ali Asaf hâlâ susuyor. Bu döngü yüzlerce sayfa boyunca tekrar ediyor. Bakın şaka değil yüzlerce sayfa sürüyo.
Bir noktadan sonra bu durum gizem yaratmıyor. Sadece hikâyeyi uzatıyor. Karakterlerin yaşadığı sorunları değil, yazarın hikâyeyi uzatmak için karakterleri konuşturmadığını hissetmeye başladım. İlk kitapta da bu vardı ama ikinci kitapta çok daha yorucu bir hâl almış. Nefes aldırmadı..
Lina karakteriyle ilgili de karışık hisler içerisindeyim. Hikâyeye girişini etkileyici buldum. Annesini kaybetmek üzere olan küçük bir çocuğun hikâyesi doğal olarak insanı etkiliyor. Ancak Mahinev'e bağlanma süreci bana fazla hızlı geldi. Evet, travma yaşayan çocuklar hızlı bağ kurabilir ama burada yaşanan bağın yoğunluğu bana yine de yapay hissettirdi. Sanki duygusal etkiyi artırmak için bazı gelişim aşamaları atlanmış gibiydi.
Kitabın sonlarına doğru mektuplarla birlikte öğreniyoruz ki aslında Ali Asaf
Bu dozda yazılmış dark kitapları seviyorum.
Levi yer yer delirtse de tam tadında bir karanlıktaydı. Astrid bence pasif bir karakter de değildi, gerektiği yerde karşılık verebilmesi içimi rahatlattı.
Normalde bu tarz kitaplarda birbirlerine acı çektirmek için iki tarafta intikam alır, pişman olur ve iki sevgi cümlesiyle normale dönerler(hiç sevmem)
Bu kitap boyunca iki taraf intikam almak için birbirlerini acıtmadılar ve bu benim için en sevdiğim yanıydı. Sadece kaçıp sessizlikle intikam aldılar(efsanee)
(Levi’yi ve Astrid’i sevdim)
Dark seviyorsanız tercih edebilirsiniz.