Acı da verse hoşlanmadığımız kendimizle yüzleşebilmeli ve bu yüzden asla kendimizi lanetlememeliyiz. Kendini lanetlemek ya da kendine acımak insanın sorumluluklarını görebilmesini engeller. Güçlülük, yürekli olmayı gerektirir. Yüreklilikse insanın kendi gerçekleriyle yüzleşebilmesini içerir, insanın kendine yabancılaşması pahasına kazanılan güç, gerçek güç değildir. Güçsüzlüğümüzü yaşayabilecek yürekliliği gösterdiğimiz bir anda biri bizi küçümserse, bu onun sorunudur. Aslında için için aynı yürekliliği gösterebilmiş olmayı o da ister, ama abartılmış gururunun tutsağı olduğu için bunu göze alamaz. Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bu «açık>>tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar. Oysa bir insan ancak kendi icinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir.
"Her şeye rağmen onların zamanın ne kadar değerli olduğunu bilmediklerini düşünmen için neden yok, zira kendilerini adayarak, sevdikleri insanlara kendi ömürlerinin bir kısmını severek vereceklerini söylemek gibi bir âdetleri vardır, nitekim verirler de, hiç düşünmezler, hatta öyle verirler ki, sevdiklerinin yaşamına hiçbir katkı yapmadan, kendi yaşamlarından kaybederler. Ancak bunu, yani kendi yaşamlarında bir kayıp olup olmadığını bilmezler, dolayısıyla onlar için farkına varılmaksızın yaşanan bir kayıp katlanılabilir bir şeydir. Kimse yıllarını yerine koyamayacak, kimse sana yıllarını geri vermeyecek. Ömür başladığı yoldan gidecek, ne kendi rotasını değiştirecek ne de dümeni tümüyle eline alacak. Gürültü yapmayacak, hızına dair seni uyarmayacak, sessizce kayıp gidecek, ne bir kralın buyruğuyla ne de halkın beğenisiyle geciktirilecek. İlk günden nasıl yola koyulduysa, öyle devam edecek, asla yoldan çıkmayacak, asla gecikmeyecek."