Dünyaya geldiğimiz andan itibaren ailemiz ve çevremizdeki insanların istekleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda hayatımızı şekillendiriyoruz. Her ne kadar kendi karakterimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz, düşüncelerimiz, doğrularımız, değerlerimiz, istek ve arzularımız olsa da; bazen bizden istenenleri, beklenenleri, dışlanmamak, ötekileştirilmemek, yalnız kalmamak için çevremizdekilerin bizi yönlendirmelerine müsade ediyoruz. Başkalarının bizden beklentisine göre şekilleniyoruz.
Ailemizin her zaman bizim için en doğrusunu, en iyisini istediğini düşünüyoruz. Bu en iyisi kime göre en iyisi mesela ? Kendi hayallerimizi, istek ve arzularımızı bir kenara bırakıp ailemizin bizim adımıza verdiği kararları uygularken buluyoruz kendimizi. Müziğe ilgi duyan bir çocuğu futbol kursuna göndermek gibi. Bir enstrüman çalıp kendini geliştirmesi gerekirken top peşinde koşarken buluyor kendini çocuk. Top peşinde koşarken içinden hangi enstrümanı çalıyor kim bilir ?
Arkadaşlarımız tarafından dışlanmamak için onların istediği kalıba sokuyoruz kendimizi, zorbalıklar karşısında sessiz kalıyoruz, onlara kendimizi kabullendirmek için kırk takla atıyoruz ama olmuyor.. Evde ailemize, okulda arkadaşlarımıza hep birilerine kendimizi kabul ettirmeye çalışırken zaman akıp gidiyor. Büyüyüp bir yetişkin oluyoruz özgürüz artık ama öyle olmuyor işte.
Çocukluğumuzda olduğu gibi döngü devam ediyor..
Topluma ayak uydurmak için kendi doğrularımızdan, değerlerimizden, hayallerimizden vazgeçiyoruz. İlişkilerimizde istek ve arzularımızı kendimize saklıyoruz. Duygularımızı, düşüncelerimizi, kimliğimizi, özümüzü bastırabildiğimiz kadar bastırıyoruz yani. Sonuç ne mi koca bir boşluk…
Ben kimim? Ne yapıyorum? Mutlu muyum sahiden? Keyif alıyor muyum yaşadığım bu hayattan? Seçimlerim farklı olsaydı nasıl bir