Kendimizden bile sakladığımız gerçekler var.
Kaçtığımız gerçekler var. Unutmaya ve unutturmaya çalıştığımız gerçekler var. Çoğu gerçek sessizdir. Konuşmazlar, sadece beklerler. Ne kadar üzerlerini örtseniz de bir gün en beklenmedik anda yeniden karşınıza çıkarlar. Kimi zaman bir şarkıda, kimi zaman eski bir fotoğrafta, kimi zaman da yıllardır gitmediğiniz bir sokağın köşesinde...
İnsan, başkalarını kandırabilir. Bahaneler üretebilir. Kendine yeni hikâyeler yazabilir. Ama vicdanına yalan söylemek, gölgeyi güneşten saklamaya benzer. Bir süreliğine kaybolur sanırsınız, ışık değişince yine karşınızdadır. En ağır yükler sırtımızdakiler değil, içimizde taşıdıklarımızdır. Söylenmeyen özürler, yarım bırakılmış vedalar, geç kalınmış teşekkürler, kırılmış gönüller... Ve "Keşke!" ile başlayan cümleler... Bunların hiçbiri zamanla tamamen yok olmaz. Sadece derinlere çekilir. İnsan bazen gerçeği inkâr ettiği için değil, onunla yüzleşmeye cesaret edemediği için yorulur. Gerçekler düşmanımız değildir. Hayatın en büyük cesaretini herkes göstermek zorunda. Aynaya bakıp kendimize dürüst olabilmeliyiz. Neyse 1974 yılına gidelim. Bülent Ortaçgil şarkısıyla devam edelim.
"Olmalı mı olmamalı mı
Yoksa hiç değişmemeli mi
Ama ben değişmezsem,
Ben olamam ki
Görmeli mi görmemeli mi
Yoksa hiç bakınmamalı mı
Ama ben bakınmazsam,
Hiç göremem ki
Sevmeli mi sevmemeli mi
Yoksa hiç beğenmemeli mi
Ama ben beğenmezsem,
Hiç konuşmam ki
Bilmeli mi bilmemeli mi
Yoksa hiç öğrenmemeli mi
Ama ben öğrenmezsem,
Hiç olamam ki"