Şu da bir gerçek ki, Haricilerin bir çoğunun en belirgin özelliği "ihlas" idi. Ancak, bu ihlasa, tüm anlayışlarını etkisi altına alan "belirli bir yöne şartlanmışlık" eşlik ediyordu. Şimdi bunların fikri şartlanmışlık ve ihlas derecelerini anlamak için bazı hikayelerini nakledelim: Abdullah b. Abbas'ın Hz. Ali tarafından onlarla tartışmak üzere gittiği zaman, uzun süren secdelerden ötürü alınlarının yara aldığını, ellerinin deve dizi gibi nasır bağladığını ve üzerlerinde temiz elbiseler olduğunu gördüğü, anlatılır.
Bu, ihlaslı olduklarının bir görüntüsüdür. Diğer yandan, şartlanmışlık onlara hükmetmekte idi. Onların, Abdullah b. Habbab'ı "Ali müşriktir." demediği için öldürdüklerini ama bir Hıristiyan'ın hurmasını parasını ödemeden yemediklerini görüyoruz. Şimdi bu hikayeyi "el-Müberrid'in "el-Kamil"inde anlatıldığı şekliyle görelim:
"Onların ilginç haberlerinden biri de şudur: Hariciler, bir Müslüman ile bir Hıristiyan'a ratlarlar. Müslüman'ı öldürüp Hıristiyan'a iyi davranırlar ve Ona Peygamberinizin emanetine sahip çık, diye tavsiyede bulunurlar. Derken Abdullah b. Habbab, boynunda mushafi ve yanında hamile karısı ile onlara rastlar. Ona şöyle derler: Senin boynundaki bu Kur'an, seni öldürmemizi emrediyor... Söyle bakalım, Ebubekir ve Ömer hakkında ne düşünüyorsun? Abdullah, onları iyilikle anar. Peki, derler. Hakeme gitmeden önceki Ali ve ilk altı senesinde Osman için ne dersin? Abdullah, yine iyilikle anar. "Hakeme gitme" hakkında ne düşünüyorsun, derler. Abdullah şöyle der: Ben, Ali'nin , Allah'ın kitabını sizden daha iyi bildiğine, onun dinine sizden daha sadık olduğuna ve daha basiretli olduğuna eminim. Bunun üzerine Hariciler, sen (hakk) değil, isimlerine göre adamlara tabi oluyorsun diyerek, onu nehir kıyısına götürüp keserler... Derken, kendi hurma