raskolnikov

keysaniler
Yukarıdaki açıklamalardan, bunların Hz. Peygamber'e karşı Peygamberliğin manasına aykırı düşen bir tutum içinde olduklarını görüyoruz. Ancak Hz. Ali'nin çocukları hakkında sergiledikleri aşırı taassup ve onları nübüvvet mertebesine çıkarma eğilimi içinde olmalarının dışında, bunların sözlerinde "beda" dışında Allah'ın zatı ve sıfatları hakkında O'na layık olmayan bir menfilik olduğuna rastlamıyoruz. Bununla beraber, ruhların tenasühü, her şeyin bir zahiri bir de batını olduğu, alemde ki bütün hikmet ve sırların insanın şahsında toplandığı, bu ilmin Hz. Ali katında olduğu ve Hz. Ali'nin bunu oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye öğrettiği, Onun da babasından miras alarak ortaya çıktığı gibi görüşlerini bir takım felsefi görüşlerle karışık geliştirmişlerdir.
Din
2
Gerçek şu ki, biz Şia'nın krallık ve bunun miras yoluyla devri konusunda Fars düşüncesinin etkisi altında kaldığına inanıyoruz. Şia mezhebi ile Fars yönetim sistemi arasındaki benzerlik gayet açıktır. Bunu destekleyen bir husus da, ilk Şiilerin Farslardan oluşu ve günümüze kadar çoğu Farsların Şia mezhebini benimsemiş olmasıdır. Yahudiliğe gelince, Şianın bazı görüşlerinin Yahudi görüşlere uygun düşmesinin sebebi, Şia felsefesinin değişik yönlerden kaynaklanmış olmasıdır. Ama genel anlamda, Islamî bazı delillere dayanarak da olsa ortaya koydukları görüşler Fars eğilimlidir. Günümüz Şiileri ve geçmiş ılımlı şiilerin çoğu Abdullah b. Sebe' gibilerinin kendilerinden sayılmasını yadırgarlar. Çünkü onların nazarında bunun Şiî olması bir yana, müslüman olması mümkün değildir. Bu konuda biz de onlara bütünüyle katılıyoruz.
Din
eski kültürlerin Şia düşüncesine etkisi 1
Aralarında Dr. Douzy'nin de bulunduğu bir grup Avrupalı alim, Şia mezhebinin temelinde Farisî bir eğilim olduğu görüşündedirler. Çünkü Araplar hür yaşamaya alışkın idiler. Farslar ise, krallıkla idare edilmeye ve krallığın veraset yoluyla yine kral ailesine geçmesine alışmışlardı. Bu yüzden halifenin seçimle gelmesine bir anlam veremiyorlardı. Hz. Peygamber (S.A.S.) ahirete intikal etmiş ve arkasında erkek evlat bırakmamıştı. Öyleyse, amcası oğlu Ali b. Ebi Talib, ondan sonra gelmeye daha layık idi. Dolayısıyla Ebubekir, Ömer ve Osman (R. anhüm) gibi halifeler, onun hakkı olan hilafeti gasp yoluyla almışlardı. Farslar kendi krallarına kutsal bir nazarla bakmaya alışmışlardı. Aynı nazarla Hz. Ali ve evlatlarına da baktılar. Imama itaatin önde gelen vazife olduğunu, ona itaatin Allah'a itaat demek olduğunu söylediler. Bazı Avrupalı bilginler de Şia'nın Farslardan çok Yahudilikten etkilendiğini ileri sürmüşlerdir. Buna delil olarak, Hz. Ali'nin takdis edilmesine ilk davet çıkaran Abdullah b. Sebe'in Yahudi asılı olduğunu gösterirler. Bunlar, Şia mezhebinde Yahudiliğin etkilerinin yanında, bir de Budizm ve eski Asya inançlarının da etkisi olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Din
mezhep oluşumu
Şu da bir gerçek ki, hilafet çevresindeki ihtilaf, işin başında "mezhepler" olarak ortaya çıkmamıştır. Çünkü "mezhep", araştırıcı bir gurubun ortaya koyduğu ilmi metodlardan kaynaklanır. Mezhep sahipleri, kendi düşünceleri için ayırıcı ve açıklayıcı bir takım usuller ortaya koyarlar. Sonra bu metodlardan her birini ilke olarak benimseyen bir gurup veya ekol ortaya çıkar. Onlar bu ilkeleri savunur, araştırma ve incelemeyi sürdürerek takviye etmeye çalışırlar: Dolayısıyla sözünü ettiğimiz metodlar, mezhepler veya guruplar, ilk ihtilaflar sırasında oluşmazlar. Önce ihtilaflar başlar. Sonra çeşitli fikirler olgunlaşır ve o konudaki bütün görüşler ortaya konur. Bu görüşleri savunanlar, yeterince tanındığı vakit mezhepler oluşmuş demektir.
Din
kısa ve öz
... Burada şu soru sorulabilir: Müslümanlar, Hz. Peygamber (S.A.S.)'den sonra neden ihtilafa düştüler? Oysa ki, Hz. Peygamber, onlara gecesi de gündüzü gibi aydınlık bir yol ve ona sarıldıkları takdirde asla sapıtmayacakları bir rehber, yani Allah'ın kitabını ve Rasûlünün sünnetini bırakmıştı... Bunun cevabı şudur: Ihtilafın bir çok sebebi vardır. Genelde, ihtilaf da iki türlüdür. Birisi, ümmeti parçalamayan ve onu sıkıntılara sürüklemeyen ihtilaftır. Diğeri de, ümmeti parçalayan ve birliğini bozan ihtilaftır. Bu ihtilaf, siyaset ve yönetim alanında meydana gelen ihtilaftır.
Din