Aralarında Dr. Douzy'nin de bulunduğu bir grup Avrupalı alim, Şia mezhebinin temelinde Farisî bir eğilim olduğu görüşündedirler. Çünkü Araplar hür yaşamaya alışkın idiler. Farslar ise, krallıkla idare edilmeye ve krallığın veraset yoluyla yine kral ailesine geçmesine alışmışlardı. Bu yüzden halifenin seçimle gelmesine bir anlam veremiyorlardı. Hz. Peygamber (S.A.S.) ahirete intikal etmiş ve arkasında erkek evlat bırakmamıştı. Öyleyse, amcası oğlu Ali b. Ebi Talib, ondan sonra gelmeye daha layık idi. Dolayısıyla Ebubekir, Ömer ve Osman (R. anhüm) gibi halifeler, onun hakkı olan hilafeti gasp yoluyla almışlardı. Farslar kendi krallarına kutsal bir nazarla bakmaya alışmışlardı. Aynı nazarla Hz. Ali ve evlatlarına da baktılar. Imama itaatin önde gelen vazife olduğunu,
ona itaatin Allah'a itaat demek olduğunu söylediler.
Bazı Avrupalı bilginler de Şia'nın Farslardan çok Yahudilikten etkilendiğini ileri sürmüşlerdir. Buna delil olarak, Hz. Ali'nin takdis edilmesine ilk davet çıkaran Abdullah b. Sebe'in Yahudi asılı olduğunu gösterirler. Bunlar, Şia mezhebinde Yahudiliğin etkilerinin yanında, bir de Budizm ve eski Asya inançlarının da etkisi olduğunu ileri sürmüşlerdir.