Kitap bittiğinde tuttuğum nefesimi geri verdim sadece. Olgunlaşmanın yaşla falan alaksı yok, hepsi yaşadıklarınla ilgili, hepsi acılarınla.
Umutlar gelirler, giderler. Ağlarsın, gülersin ama hep devam edersin. Birini öpersin belki, yaşadığını hissedersin ama biter hikayeniz. Yaşadığın her başlangıç sonunu getirir ve sen de sadece izlersin.
Gülümsemeye devam edersin, sırf yaran acımasın diye geceleri kalbinin üzerine yatmazsın. Yaşarsın, yaşarsın, yaşadığını sanırsın.
Ama bir yerde sızlar yaran, gözlerin dolar, engel olamazsın. Çok küçüksün çünkü daha. Ne yaşarsan yaşa, ne kadar ağlarsan ağla. Miniciksin daha, minnacıksın bu dünyada.
Yarın bir daha uyanamayacakmış gibi yaşa sen de. Bir daha gülemeyecekmişsin gibi gül, gülümse, kahkaha at.
Yıldızlara bak, uzat ellerini. Hâlâ yapabiliyorken yap. Bekleme. Hiçbir şey için bekleme. Zaman seni beklemiyor çünkü.
şevval ♡
Teşekkür ederim bu kitabı verdiğin için bana. Dilerim sen yıldızları her zaman görürsün.
“Hiç kitabınız yok mu dedim? Bağışlayın ama burda kitapsız nasıl yaşayabiliyorsunuz? Çiftlikte büyük bir kitaplık olduğu halde sıkıntıdan patlıyorum. Kitaplarımı elimden alın, çıldırırım!”
Baktım bu aralar dışarı çıkmaktan bile acizim, elime bu kitabı aldım. Çevirdim sayfalarını tek tek ve dedim ki: Anlat Sait, ben dinliyorum. Sen gezdir beni biraz da , hissedeyim adanın kokusunu, martıların sesini, saklanan hayal kırıklarını ve her şey yere rağmen yaşatılan umutları. Sayfalar akmaya devam etti, Mercan Usta'dan, Barba Antimos'a geçtik.
"Öyle tuhaf güldü ki, bütün derdini anladım." diyor Sait Faik. Kafamı yavaşça yana yatırdım bu cümleyi okurken. Bir insanın sakladıkları her şeye, kapanmayan yaralara, kurumaya yüz tutmuş göz yaşlarına rağmen gülümsemesi canlandı gözümün önünde. Sanki gülümsemek için acılarıma ihtiyacım var dermiş gibi ya da hayat beni tamamen bitirene kadar gülüşlerim solmayacak dermiş gibi.
Sayfalar akmaya devam etti, adanın içinde gezmeye devam ettim. Çoğu insanının hayatını izledim uzaktan, yakından. Ve benim de bunu Sait Faik gibi yapabildiğimi umdum. Çünkü kendisinin doğuştan gelen ve insanın yüreğine dokunan bir yeteneği var: Gönül gözü açık yazarımızın. Ki bu hep bana "Ama gözler gerçeği görmez ki. Yüreğiyle aramalı insan." sözünü hatırlatır. Küçük Prens bir noktada Sait Faik ile anlaşma yapmış olmalı.
Bilmiyorum dostlar, tek bildiğim belli bir noktada cümlelerin altını çizerken kalemimin bittiği ve benim delirmiş ya da bir çeşit transtaymışım gibi odamda kalem aradığım. Ki bu da benim bir saniyeliğine sandalyeme oturmama ve "O da neydi öyle?" diyerek sorgulamama neden oldu.
Gezmek istiyorsanız bu kitaba da uğrayın derim; hem ülkede gelişen her şeyin üstüne, bu gezinin hoş da bir yanı var: "Yaşıyormuş gibi hissetmeniz için sizden para istemiyor, sayfalarıyla veriyor size yaşamı."