Bazen de tabiat şaire tahammül olunmaz bir varlık gibi geliyor.Gönül baharı çekemiyor.Vehimler yaratan rüzgarı sevmiyor.Sabahın gülmesi onu muzdarip ediyor.Cansız varlığı canlı hissediş,muhayyilesini bozuyor;nehri ejder,çınarı genç kız gibi görüyor.
Bilsen ne kadar elîm bir ıztırap içindeyim…Güneş büyüklüğünde bir pertev-i zekâya mâlik olsak da zılâm-ı esrar içinde olan çehre-i hakikati yine göremeyeceğiz .Allah’ı isterim,karşıma bulutlar,ufuklar çıkar.En büyük delil olan o parlak yıldızların her biri bir sırr-ı muzlim,bahr-i muhitin pür-huruş dalgaları bu meselede hep hamuş.Cimâd ve nebattan âvâze-i vücud gelir ki ruh anlar,akıl ermez.
Şair, deniz ile ruhen öyle kaynaşıyor ki dalgalar, insan düşüncesini temsil eden varlıklar haline geliyor; ölüm karanlığının ötesine geçemeyen, daimi denemeler yapan, fakat hiç bir zaman muvaffak olamayan insanın sembolü oluyor.
Bahr-i muhîtten dâimî bir rüzgâr eser ki bana vatanımın toprağını getiriyor sanırım. Dalgalar dâimâ müteheyyic, ağaçlar dâimâ mütemevvic, şeb-i mehtâbda bütün kâinatın zikir ve tevhid ile cûş u hurûşunu görüyorum ki târifi dâire-i imkândan hâricdir. Beht ü hayretle yâd-ı ebediyyet bir dakika gönlümden çıkmıyor. Hâtıra Allah geliyor, yine Allah geliyor!..