Yaşar Kemal ,bu kitapla beni halk edebiyatının büyüleyici güzelliğiyle tanıştırdı.Halk hikayelerinin ulusal bir birikim ve zenginlik olduğunun farkındalığını yarattı.Eğitim hayatında karşımıza çıkan bu değerleri göz ardı ediyoruz ve önemsemiyoruz.Oysa bizden bir şeyler var halk edebiyatında ve şiirinde.
Anadolu ve Çukurova farklı bir konum aldı gözümde . Destanları,efsaneleri benim bu kültürel mirasa merakla bakmama neden oldu.Kitapta üç tane efsaneden bahsedilmiş:
Köroğlu,Karacaoğlan,Alageyik.
Beni en çok etkisinde bırakan Karacaoğlan oldu.Karacaoğlan'ın sürekli bahsettiği gurbet, Deli Hüseyin'in ona aile olması ve Bey kızı olan Elif'le olan sevdası insanın yüreğinde bazı tellere dokunuyor.Bunda karşılaştıkları engeller de belki etkendir.Deli Hüseyin olmazsa olmazdı burada.Her zorluğun ardından sırtını yaslayabileceğin bir Deli Hüseyin'in olması da güzel bir şeydir herhalde.Karacaoğlan'ın Köroğlu gibi Kırat'ı yoktu ama bence Deli Hüseyin ona yetiyordu.Karacaoğlan gibi Elif gibi sevse herkes keşke...
Köroğlu demek Kırat demekti.Kırat olmadan Köroğlu yoktu.Köroğlu'na dair her şey anlatılmış tek tek.Köroğlu yani Ruşen Ali neden bu ismi alıyor ,ona kim bu ismi koyuyor hepsi en ince ayrıntısına kadar anlatılmış.Efsanenin ilk bölümünde Ruşen Ali'nin babası Koca Yusuf çok önemli yer kaplıyor.Bolu Bey'inin kardeşi Telli Nigar ile Köroğlu'nun aşkı da güzelce anlatılmış.Bence her şeye rağmen Köroğlu en şanslı olandı.Başından geçen onca musibete rağmen hem de.
Alageyik efsanesinde ise geyik avcısı Halil'in bu tutkusunun onun başına açtığı belalar ve onun asla ders almaması anlatılıyor. Halil geyik avlamayı o kadar tutku haline getirmiş ki nişanlısı Zeynep ve dul annesi bile ona engel olamıyor.Halil'in kuşkusuz en büyük destekçisi ve onu koruyan Sultan Karı'dır.Bütün köye