ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir. şimdi anlıyorum ki değilmiş. yollar görünmez kayalarla doluymuş , onlara çarpmamak lazımmış. daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini , gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş. tâ kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar.
bazen birden, hiç beklenmeyen bir zamanda zihne çarpıvermiş hakikatler vardır ki senelerden beri damla damla, çeşitli zamanlarda döküle döküle birikmiş belirtilerin, küçük küçük, başlı başlarına manasız işaretlerin birdenbire doğuveren neticesidir.
sevmek bu muydu? insanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?