"Kadınlar bizde sırf, bir alet-i zevk-i ricaldir [erkeğin zevk aracı]."
"Kadın denince erkekler nazarında ne gibi bir mana ediyoruz. Şüphesiz onlar, bizi kendi hevesat-ı şehvanilerinin teskine hadim [hademe, hizmet eden] birer alet, birer baziçe-i nefaset [nefis oyuncağı] olarak telakki ediyor ve bizi o suretle kullanıyorlar."
" Türk erkeklerinin felsefesince, kadınlar dünyaya erkeklerin rahatını temin için gelmiştir... Bu memlekette kadınların hayat hakkı yoktur. Kadınlar erkekler için yaşarlar, hürriyetleri yokdur. Erkeklerin esiridirler. "
"Evet, hanımlar, emin olun biz böyle kalmayacağız. Bir gün, büyük bir gün gelecek ki yükseklerde gördüğümüz ve korktuğumuz her şey, basdığımız yerlerde sürünecek; bütün bu müessesât bir vehimdir, bir dumandır, kırılacak ve uçacak. Yerine, o zaman asıl bir güneş, bir ziya, bir harâret başlayacak. Sönenler hep hayaldir ve hakikat ebedi bir şu'ledir (alev).
Dünyanın her köşesine dikkat ediniz, bir inkılabın bidayetinde (başlangıç) bulunuyoruz. Emin olunuz, bu inkılap, bir erkek ihtilâli gibi kanlı ve vahşi olmayacak. Bilakis nezih ve nisbeten sessiz, lakin mutlaka semeredâr olacak; buna itikâd ediniz hanımlar!"
Osmanlı kadın hareketi, Batı'daki kadın hareketinden farklı biçimde siyasallaşmıştır. Çünkü, İslam toplumlarında kadının konumunun değişmesi, neredeyse devlet ve toplum yapısının değişmesi demektir.
Kadının toplumsal, sınıfsal aidiyeti ne olursa olsun, sırf farklı bir cinse, kadın cinsine ait olduğu için tarihsel varlık olarak sayılmamasını nedenlerinden biri de, uzun yıllar boyunca eğitim kurumlarının kapılarının ona kapalı olmasıdır.
Bırakın üniversiteleri, kadınlar kütüphanelere bile alınmadılar. Tabii bu durum onların yazma, yazar olma edimine olumsuz etki yaptı. Kadınların bu mesleğe girişleri pek kolay olmadı. Çetin mücadeleler verildi. Bir sürü önyargıyla baş etmek gerekti. Yine de tüm bunlara karşın buldukları her olanı ve deneyimi fırsat bilerek kendisini geliştiren kadınlar vardı.