Hülâsa inkılâp, halk için, fakat halka rağmen bir harekettir . İnkılâpçı, inkılâbın manivelasını bıraktığı gün, eğrilen yay gevşer. Halk, kendini tekrar eski yerinde bulmak için, o güne kadar fethedilen siperleri hızla boşaltır ve geriler...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çankaya ise Ankara'dan kopmuş bir yer değildi. Çankaya'daki basit bağ köşkünde, her şeyden evvel genç, dinamik bir insan yaşıyordu. Hayata doymamış, hayata ve insanlara bağlı ve bütün insanî kompleksleri olduğu gibi yaşayan bir insan. Bu insan, bütün günlük hayatiyle, sanki hepimizin arasında yaşıyor gibiydi. Ondan taşan dinamik bir hayatiyet havası bu kıraç ve harap Ankara'ya durmadan yayılıyordu, ruhları besliyordu.
Anadolu'nun nabzı bu koğuşlarda çarpıyordu:
Kısır toprak, yarı göçebe bir köylülük, birbirleriyle hiç durmadan itişen, kakışan ve böylelikle de sınır çizgileri her gün değişen tarlalar, meralar, çiftlikler üzerindeki kavgalar. Sonra nüfuz ve zorbalık çekişmeleri... Hanedanlar, şeyhler, tarikatler ve nihayet, çarkları birbirine çarparak işleyen bir hükümet ve kanun düzeni. Hepsinin üstünde de, hepsine damgasını vuran görülmemiş bir gerilik ve iptidaîlik... Görülüyordu ki, adına Türk milleti denilen soy hamur, asırlardan sürüp gelen ve adına düzen denilen bir düzensizlik içinde eziliyor, bozuluyor, şekilden sekile giriyordu. Toprak kanunları eskimişti ve uygunsuzdu. Aile nizamı karışıktı. Şeriat köyde köy ağasının ücretli uşağı olan mollanın, kasabada cahil müftünün oyuncağı haline gelmişti. Tekkeler, tarikatler zaten tefessüh etmiş, bitmişti. Hükümetle halk henüz kaynaşmamıştı. Bu cemiyet, bir inkılâba muhtaçtı. Yıkan ve altüst eden değil, fakat temizleyen ve düzenleyen bir inkılâba...
— Türkiye'de her inkılâp olur. Fakat ancak kanun yoluyla...
Bu bizim millet topluluğumuzun bir vasfıdır. Tarihimizin akış, bu vasfı böyle geliştirmiştir. Asırlar boyunca içinde yaşadığımız yayla ve ordu hayatı, bizde toplumsal bir kumanda ve disiplin nizamını her şeyin üstüne çıkarmıştır. Bu toplumun vicdanını temsil edecek otorite bir hakan mı olur, bir şef mi yoksa bir kurultay mı? Elverir ki iradesini bütün millete hakim kılacak bir makam bulunsun... O zaman oradan gelecek kanunlar bütün hayat nizamımızı bile değiştirse bunlar, milletin ruhunda bir su gibi kolayca akarlar.