Filenin sultanları sayın seyirciler... 🤣😂💥
Kederli ruhların kendine bir yer edinmeye çalıştığı durumu açıklarcasına: ''derin insanlar da derin kuyular gibidir. içlerine düşen nesne, dibe uzun zamanda varır. beklemekten yana öteden beri sabırsız davranan seyirciler bu insanları duygusuz, çoğu zaman da can sıkıcı bulurlar.''
Reklam
(Rüya) iki profesör kadın seyirciler arasında konuşuyordu.) Profesör: Lilith’i övmemi bekliyorlar. Eserin yazarı çocukluğundan bu yana ızdırap içinde bir yaşam sürmüştür sınıf ayrımına maruz kalmıştır,bütün acılar bir araya gelmiş ve hayatının bir döneminde ciddi bir depresyon geçirip ölümden (İntihar) dönmüştür. Lilith bu süreçten sonra doğmuştur Yüksek sosyeteye,kadın düşmanlarına,siyasetçilere ve direk erkek cinsine sanat hariç her şeye bir tepki olarak yayınlanmıştır. Karakteri Nietzsche’nin Zerdüştü gibi düşünebiliriz. Kadının gücü diyorsunuz Lilith romanın başında 32 yaşındadır. Kahkahalar eşliğinde Varlıklı aileleri katleder cesetleriyle oynar zevkine kan akıtır,saygın insanları işkenceden geçirir,insan ayırmadan Lüksü de sefaleti de ateşe verir,Kadınları ezmeye yeltenen erkekleri hadım eder,değerleri yok eder,statü ve sınıf katilidir. Aynı zamanda erkek düşmanıdır. Ahlaksızdır - edepsizdir - saygısızdır - dinsizdir - vatansızdır Lilithin aşkı Çocuk yazardır aslında. Yazarın şeytana - şeytanın da yazara olan aşkını anlatır kitap. Kadın erkek eşitliğini savunmaz Lilith Gerçek bir Kadının her şeyden üstün olduğunu savunur Daha yayınlamadan önce Lilith fikrinden sonra yazar acılarını geride bırakabilmiş ve mutluluğu bulmuştur. Bir ayrımcılığı ve toplumsal yozlaşmayı,siyaseti savunmuyorum asla ancak tepki bu kadar sert olmamalıydı diye düşünüyorum. Bu mudur kadının gücü (Seyirciler yumruklarını kaldırdı ve hep bir ağızdan “ Sen Anlamazsın İhtiyar. “
Edebiyat
anasını babasını kaybedenler, ansızın geriye onların bıraktığı boşluğa çekilirler. o güne kadar, yaşın ne olursa olsun, yüzüne vuran aydınlık, arkanda uzanan gölgeden beslenirdi. üçüncü boyutun elinden alınmış gibisin. gölgeleşme sırası şimdi sende. evet, gene sahnedesin kuşkusuz. ama nesi var bu tiyatronun? salon niçin bu kadar aydınlık da sahne karanlıklar içinde? sen yine sensin, seyirciler de hep o seyirciler. peki kimin aklına esmiş de, sırtları sahneye dönük oturtmuş onları böyle? Adnan Benk
Gargamel, Tom ve diğerleri ile pembe masada bir çay !
Geçen gün pazar sabahları erkenden uyanıp televizyon karşısına geçtiğimiz o günleri düşünüyordum. Önümüze ne koysalar sorgulamadan tüketiyorduk. İyi her zaman iyiydi, kötü her zaman kötü. Ama büyümenin o gri gerçekliği zihnimize yerleşince, insan ister istemez "Bir dakika ya, burada ciddi bir tuhaflık var" demeye başlıyor. Çocukken bizi uyutmak için anlatılan o masallar ve çizgi filmler, meğer insan doğasının en çiğ, en absürt taraflarını barındıryormuş. Gelin, o renkli ekranların arkasını biraz deşelim, hatta o meşhur "kötüleri" toplayıp birlikte bir çay içelim. Şirinler: Bir Kere de Çaya Çağırdınız mı Gargamel'i? Açılışı o meşhur mavi köyün tam ortasından yapalım. Herkesin tek bir sıfatla etiketlendiği (Sakar, Somurtkan, Süslü), bireyselliğin tamamen yok edildiği, Şirin Baba'nın mutlak otoritesi altında işleyen o kusursuz ütopya. Çocukken ekran başına geçer, onların o tekdüze, birbirinin aynı, kolektif mutluluğunu izlerdik.Ama insan sormadan edemiyor: Yahu o kadar ekmek fırınlıyorsunuz, partiler veriyorsunuz; bir kere de çaya çağırdınız mı Gargamel’i? Adamcağızı dağ başında bir kulübede tek başına delirttiniz, belki sizin de bir yemek yeseydi sizi yemeyi düşünmeyecekti ya da size altına çevirmek istemeyecekti .Herkes bu hikayeyi o mavi kalabalığın zaferini görmek için izlediğini sanır. Oysa hayatın ve hikayenin asıl tadını bilen, o tek tipleşmiş şirinliğin arkasındaki büyük resmi okuyan çok az kişi vardır. Gerçek seyirciler, herkes o mavi illüzyona alkış tutarken, sistemin dışına itilmiş, o kendi halindeki Gargamel’in yalnızlığında ya da Azman’ın o sadık, patavatsız gerçekçiliğinde kendini bulur. Çünkü sürüye ait olmak, o mavi kalabalığın içinde kaybolmak kolaydır; asıl asalet, everyone’ın Şirinleri alkışladığı bir dünyada, kendi doğasının peşinden giden o
Duygu ve Düşünce
Dans programının canlı yayınında Lilith pedofili sunucuyu (program sahibini) öldürdüğünde seyirciler arasında ki Sema’nın(En yakın arkadaşı) bütün seyirciler kaçışırken Öylece yerinde kalıp Lilithi yalnız bırakmaması Yakalanıp işkenceye uğrayacağını bildiği halde onunla beraber teslim olmayı esir düşmeyi seçmesi… Sadece bir aşkın ve bir kadın dayanışmasının değil bir sadakatin öyküsüdür - Lilithin Savaşı -
Reklam
Reklam