Seyit Câfer Arvas

Seyit Câfer Arvas
@seyitcafer
/𝐄𝐝𝐞𝐛𝐢 𝐀𝐫𝐬̧𝐢𝐯 /𝚘𝚔𝚞𝚛-𝚢𝚊𝚣𝚊𝚛 ོ
Vaktiyle geride bıraktığını sandığın bir meselenin , hiç ummadığın bir anda kalbinin en tenha köşesinden başını kaldırıp sana yeniden bakması ne tuhaf… Hani çözümlediğini , aştığını, artık zihninde dahi yer etmediğini sanırsın ya; meğer sadece üzerini bir müddetliğine örtmüşsün, o ise sükûtla beklemiş, gizlice büyümüş, en kırılgan ânında usulca hatırana sokulmak için vaktini kollamış. İnsan bazen kendi iç âleminden habersiz yaşar ; sanır ki bir hissin üstünü kelimelerle örttüğünde, o his artık hükmünü yitirir. Hâlbuki hakikat, derûnunda mayalanan, dillendirilmese de varlığını sürdüren bir sükûttur çoğu zaman. Zaman ilerlese de, kalpte yer eden bazı dertler hiç kımıldamadan orada kalır; zira mesafeyle değil, yüzleşmeyle silinir insanın yükü. Eğer bir yara, yıllar sonra bile sana “Ben hâlâ buradayım” diyebiliyorsa, ne tam bir vedâ yaşanmış demektir, ne de hakikî bir şifâ… Zannettiğin kadar ilerleyememiş, belki de bir arpa boyu bile yol alamamışsındır.Lâkin bu fark ediş, azap değil ; bilâkis, insana kendiyle hemhâl olma imkânı sunan ince bir uyanıştır. Çünkü insan, kendine dönebildiği nisbette sükûnet bulur; kaçmadan bakabildiği her şeyde biraz daha hafifler. Belki de meseleleri tamamen çözmek değil, onlarla nezâketle yan yana durmayı öğrenmektir asıl kemâl. Ve işte bu idrak , kalpte mahzun ama derin bir tebessüm bırakır: çünkü içimizde neyi taşıdığımızı bilmek, kendimizi bilmenin en latîf merhalesidir.
Duygu ve Düşünce
Seyit Câfer Arvas isimli okura yanıt verildi
Seyit Câfer Arvas
a cümlemizden inşallah üstadım 😌
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Vaktiyle geride bıraktığını sandığın bir meselenin , hiç ummadığın bir anda kalbinin en tenha köşesinden başını kaldırıp sana yeniden bakması ne tuhaf… Hani çözümlediğini , aştığını, artık zihninde dahi yer etmediğini sanırsın ya; meğer sadece üzerini bir müddetliğine örtmüşsün, o ise sükûtla beklemiş, gizlice büyümüş, en kırılgan ânında usulca hatırana sokulmak için vaktini kollamış. İnsan bazen kendi iç âleminden habersiz yaşar ; sanır ki bir hissin üstünü kelimelerle örttüğünde, o his artık hükmünü yitirir. Hâlbuki hakikat, derûnunda mayalanan, dillendirilmese de varlığını sürdüren bir sükûttur çoğu zaman. Zaman ilerlese de, kalpte yer eden bazı dertler hiç kımıldamadan orada kalır; zira mesafeyle değil, yüzleşmeyle silinir insanın yükü. Eğer bir yara, yıllar sonra bile sana “Ben hâlâ buradayım” diyebiliyorsa, ne tam bir vedâ yaşanmış demektir, ne de hakikî bir şifâ… Zannettiğin kadar ilerleyememiş, belki de bir arpa boyu bile yol alamamışsındır.Lâkin bu fark ediş, azap değil ; bilâkis, insana kendiyle hemhâl olma imkânı sunan ince bir uyanıştır. Çünkü insan, kendine dönebildiği nisbette sükûnet bulur; kaçmadan bakabildiği her şeyde biraz daha hafifler. Belki de meseleleri tamamen çözmek değil, onlarla nezâketle yan yana durmayı öğrenmektir asıl kemâl. Ve işte bu idrak , kalpte mahzun ama derin bir tebessüm bırakır: çünkü içimizde neyi taşıdığımızı bilmek, kendimizi bilmenin en latîf merhalesidir.
Duygu ve Düşünce
Seyit Câfer Arvas isimli okura yanıt verildi
Seyit Câfer Arvas
a Üstadım Çok teşekkür ediyorum. Asıl sizin güzel bakmanız ve güzellikle yaklaşmanız meseleyi çiçeklendiriyor. “ Yaşamak” başlı başına sanırım “ Başkaldırı” gerektiriyor. İçimizin taşması gerekiyor sanırsam bir şeyleri ifade edebilmek için onun içinde susmak ve durulmak gerekiyor . İnsanı insan yapan o derin iç çekmesi oluyor sanırım . Konu Nurettin Topçu hocamızın “ ızdırapın gerekliliği ilkesine geliyor.” Yaşayıp mutmain bir tahammülle mükemmel tahayyüllere kapı aramalıyız sanırım :) saygı ve hürmetimle Üstadım . Kaleminize ve okumanıza kuvvet ; takipteyiz
Vaktiyle geride bıraktığını sandığın bir meselenin , hiç ummadığın bir anda kalbinin en tenha köşesinden başını kaldırıp sana yeniden bakması ne tuhaf… Hani çözümlediğini , aştığını, artık zihninde dahi yer etmediğini sanırsın ya; meğer sadece üzerini bir müddetliğine örtmüşsün, o ise sükûtla beklemiş, gizlice büyümüş, en kırılgan ânında usulca hatırana sokulmak için vaktini kollamış. İnsan bazen kendi iç âleminden habersiz yaşar ; sanır ki bir hissin üstünü kelimelerle örttüğünde, o his artık hükmünü yitirir. Hâlbuki hakikat, derûnunda mayalanan, dillendirilmese de varlığını sürdüren bir sükûttur çoğu zaman. Zaman ilerlese de, kalpte yer eden bazı dertler hiç kımıldamadan orada kalır; zira mesafeyle değil, yüzleşmeyle silinir insanın yükü. Eğer bir yara, yıllar sonra bile sana “Ben hâlâ buradayım” diyebiliyorsa, ne tam bir vedâ yaşanmış demektir, ne de hakikî bir şifâ… Zannettiğin kadar ilerleyememiş, belki de bir arpa boyu bile yol alamamışsındır.Lâkin bu fark ediş, azap değil ; bilâkis, insana kendiyle hemhâl olma imkânı sunan ince bir uyanıştır. Çünkü insan, kendine dönebildiği nisbette sükûnet bulur; kaçmadan bakabildiği her şeyde biraz daha hafifler. Belki de meseleleri tamamen çözmek değil, onlarla nezâketle yan yana durmayı öğrenmektir asıl kemâl. Ve işte bu idrak , kalpte mahzun ama derin bir tebessüm bırakır: çünkü içimizde neyi taşıdığımızı bilmek, kendimizi bilmenin en latîf merhalesidir.
Duygu ve Düşünce
Seyit Câfer Arvas
Bu söylediğinizin yani “ kaçmadan bakabilmek “ sözünün bir sözlüğü veya kullanma klavuzu olmalıydı Üstad... Diğer yandan Üstad Cahit Zarifoğlu’ nun da yüzümüze çarptığı bir tokat var “ insan bastırdığı duygunun esiri olur.” Sükûnet de bazen dağdalı olabiliyor. Bazı suskunluklar da çok konuşkan olabiliyor. Ateşe yakın ama yanmamak gibi işte o halledemediğimiz meseleler. Bunu sağlamak büyük bir meziyet gibi geliyor. Muhalif olduğumdan değil sadece çok zorlu gördüğümden istidam .
İçimde yine gurbet rüzgarları esiyor. Bir yanım tahammül ediyorken nedir bu sefer sevdası…
Seyit Câfer Arvas
Uzak nedir?