İnsan ile hakikat arasındaki cehalet, nefsaniyet, inat, hırs ve kötülük gibi perdeler kalktığında hakikat açık seçik görülür. Bu "görülme" nazar, müşahede, şehadet etme, idrak ve zevk gibi kognitif ve varoluşsal tecrübelerin temelini oluşturur.
Hakikat zuhur ettiğinde, ışığını her yere yayar. Sahih bir akıl, kendi ışığını hakikatin ışığıyla birleştirir. Akıl ile erdemin, mantıksal çıkarım ile manevî tecrübenin, düşünmek ile yaşamanın bütünleştiği yer de burasıdır.
- Bazen sadece daha iyi bir gözlük âşığı iyileştirmeye yeter; eğer biri bir yüzün yirmi yıl sonraki halini hayal edebilme gücüne sahip olsaydı belki de hayatını hiç huzursuz edilmeden geçirebilirdi.