“Birtakım şeyler kırılır, bazen kırılanlar onarılır, fakat çoğu durumda fark edersin ki kırılan ne olursa olsun hayat o kaybı telafi etmek için yeniden şekillenir, bazen de muhteşem olur bu şekilleniş.” ?? Well not this time..
Birçok yorum okudum ve bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim çünkü insanın bir şekilde bunu içinden atması lazım.(ne manidar ama..)
İnsanı ruhen çökerten bi hikaye. Ne kadar etkilenmedim yazar duygu sömürüsünün suyunu çıkartmış desem de duyguların gerçekliğini inkar edemem. Sadece oluş şekli ve bunun çevresinde dönen olaylar doğallıktan epey uzak. Birçok kişi Jude’un yaşadıklarını yaşasa ne tepki verirdi bilmiyorum ama bana biraz kopuk geldi.
Yaşadıkları tarif edilemez derecede ağır ama karakterin yaşamaya devam etmesi, kendi yaşamına direkt son vermemesi ve hayatına devam etmesi bir umut ışığı değil de ne? Bu adam 15 yaşına kadar yaşadığı onca acıyı travmayı yaklaşık 40 yıl yanında taşıyor ve bununla alakalı neden hiçbir şey yapmıyor? Yaşadığı onca şeye rağmen kendine bir aile bulmuş ve onu seven arkadaşları olduğu halde neden bu umudu yeşertmeye devam etmiyor? Neden bir psikologla görüşmesi kitabın son sayfalarından itibaren başlıyor?(tam da görüşmedi tabi) İnsanlara bu kadar güvenmiyorsa hayat onun için siyah beyazsa neden hemen her şeyden vazgeçmedi? Neden griliğe devam etti? İçinde bir umut var iyileşmek istiyor ama ona sunulan fırsatları sevgiyi elinin tersiyle itiyor. Diğer karakterlerin kayıtsızlığına ne demeli? Çok fazla işaret vardı ama kimsenin derinlere inmeymişi hiç gerçekçi değil..
İşte bu noktada bende kopuyo kitap çünkü yani bu kişi hukuk mezunu ve kariyerinde çok başarılı bir insan aklı başı yerinde hayatını kısmen yoluna sokmuş sadece çok kötü şeyler atlatmış ve terapiye ihtiyacı var bu da profesyonel destekle çözülebilir.