Üniteryen eğilimlerine ve tutucu açık fikirlilik kisvelerine rağmen, tefsir edici bilimin iki kuşak gerisindeydiler; zihinsel süreçleri ortaçağa aitti. Varoluş ve evrene dair nihai bulgularla ilgili düşüncelerini, en genç nesiller kadar taze ve mağara adamları kadar yaşlı olan aynı metafizik yöntemleriyle ele alıyorlardı: buzul çağındaki maymun adamların karanlıktan korkmasına sebep olan; uygarlaşmamış ilk Yahudinin, Âdem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmasını tetikleyen; Descartes’in narin egosunun yansımalarından idealist bir evren oluşturmasını sağlayan; ve meşhur Anglikan Kilisesi’ni takdir toplamak ve adını tarih sayfalarına yazdırmak için evrim teorisini hiç etmeye iten aynı yöntemlerdi bunlar.
UMUŞ
Bütün iyi kitapların sonunda
Bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda Meltemi senden esen
Soluğu sende olan
Yeni bir başlangıç vardır
Parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
Nedensiz bir çocuk ağlaması bile
Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
Edip Cansever
...
Bu düşündüklerini Ruth’a açıklamayı denediyse de kızda yarattığı tesir sadece sarsıntı oldu. Martin’i en baştan bir kalıba dökmenin gerekliliğine iyiden iyiye emin olmuştu. Ruth, insan denen varlığı, en iyisinin kendi rengi, kendi inançlarını, kendi politikası olduğuna ve dünyadaki diğer insanların ondan daha şansız olduğuna inanmaya teşvik eden, o dar görüşlü ve sıradan zihniyete sahipti. Bu zihniyetin, dünyaya kadın olarak gelmedikleri için Tanrı’ya şükreden eski çağ Yahudilerinin ve misyonerleri, sırf tanrı değiştirmek için dünyanın öbür ucuna gönderen modern dünyanın dar zihniyetinden hiçbir farkı yoktu. Ruth sahip olduğu bu dar zihniyetle Martin’i, eski hayatının kuytularından sıyırıpK kendi hayatının kuytularında yaşayan erkeklere benzetmek istiyordu.