Yüksek yer dekilerin bütün çocukları da yüksek yerlere yerleştiriliyordu. Aileler böyle yapar, hiç değilse yağmalarının güvenliğini sağlamak için. Düzen böyle. 
…; sonuçta insanı uzun vadede mutsuz eden şeyler kelimeler değillerdi. İnsanı mutsuz eden anılardı, solmak bilmeyen, yerinden oynamayan karanlık anlar.
…Zaman geçiyor ama ben unutamıyorum ve her şeyi çok özlüyorum. Tanıdık yüzler, eski binalar ve sokaklar görmeyi özlüyorum. Gözlerimi kapatınca o ya da bu sokakta yürüdüğümü hissedebiliyorum, Postane Caddesi’ne girerken hafifçe sola dönüyorum, pazarın arkasındaki sokaklarda yürürken arkamdaki islak yolda bisiklet tekerleklerinin çıkardığı sesleri duyabiliyorum. Bildiğimden haberim bile olmayan görüntüleri ve kokuları özlüyorum. Ne zaman gördügümü bile hatırlamadığım manzaralar inanılmaz detaylarla gözümün önüne geliyor ve yoklukları canımı yakıyor. Bu hasreti neden bir türlü üzerimden atamıyorum bilmiyorum. Neden bir yer başka bir yerin yerine geçemiyor?
…
Ama Beşir Dalia’nın o kadar istediği mektubu asla yazmadı. İsrailli sorgu culara itiraf etmemişti ve Dalia’ya da itiraf etmeyecekti. Gerçekten, masumluğunu hep korudu ama yıllar sonra şöyle dedi:” bir çok katliam yaşamış. Davayima. Kufr Kassam. Deir Yasin. Bu katliamlar ve sürgünler göz önüne alındığında, eğer herhangi biri Filistinliler’in İsa gibi davranacağını düşündüyse çok yanılıyor. Eğer işgale dönük nefretimi kemiklerimdeki iliğe kadar hissetmezsem bir Filistinli olmayı hak etmiyorum demektir.”