Saffet Görmüş

Saffet Görmüş
@sftgrms
Mimar-yazar. Mekâna hikmet giydirmeyi şiar edinen Görmüş, eserlerini Kur’an ve sünnet ışığında kaleme alır. Ailesiyle süren hayatında asıl gayesi, ebedi öz geleceğe hazırlanmak ve zamana sahici bir iz bırakmaktır.
MİMAR/YAZAR
ÜNİVERSİTE
TEKİRDAĞ
MALKARA
6 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Altıncı Not
ALTINCI NOT: Evet, göz bir hakikattir; lâkin “en birinci hakikat ben olmalıyım” dememelidir. Zira bu, kalbe hakikatsizlik getirir. Ve hakikatin bizzat kendisi gücenmez mi o vakit? Bu sebeple, hakikate hürmeten, satırlar sırasız geldiği gibi yazıldı. Sizin hakikatiniz hangisiyse, onu koyunuz birinci sıraya. Cümleler, senin fıtratına göre kuruldu; fıtratın onları tanıyor. Zorlanırsan bırakma, üstüne git; üstüne git ki unutulmasın. Zira kelimenin çokluğu, mananın derinliğindendir.
Sayfa 11 - Notlar bölümü.·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
BEŞİNCİ NOT
BEŞİNCİ NOT: Ayetlere dair yaptığımız tefsirler , bir iddia değildir; zira iddia, ispat yükü taşıyan bir söz ister. Bizim payımıza düşen ise, gönlümüzden açılan pencerelerdir. O pen-cereler ki, kalbin huzuruyla ve zihnin sükûnetiyle açıldığında, bakışın ötesinde bir nur görünür. Ve eğer o pencereden süzülen ışık, mantığın mihengine vurulduğunda kırılmaz, vicdanın terazisine konulduğunda eğrilmezse, işte o zaman bil ki, bu mana belliki nura açılan bir menfezdir. O nur, senin nefsinden değil; kalbine konulmuş ilahî bir emanet olarak tecelli eder. Bu sebeple, her tefsir bir keşif, her keşif bir ikramdır. İkramın kıymeti ise, onu verenin azametini ve merhametini bilmekle artar.
Alıntı
DÖRDÜNCÜ NOT:
DÖRDÜNCÜ NOT: Hakikat-i Muhakeme’nin Hakikati … “Bu muhakeme, hevasını hakem kılan akla değil; hakkı hakem tanımaya niyetli tefekkür eden akla hitap eder.” Ey tefekkür eden akıl! Bil ki senin en kıymetli sermayen, ilimden önce muhakemedir. Zira muhakeme, bilginin nurunu yönlendiren pusuladır; ilim ışık olsa da, muhakeme olmadan o ışık istikametsiz kalır. Muhakeme, hakkı hak bilip ona teslim olmak; batılı batıl bilip ondan içtinap etmektir. Fakat bu hassas ölçü her gönülde işlemiyor; zira her akıl tartmaz, her vicdan duymaz, her göz görmez. Çünkü aklın nuru imanla, vicdanın sesi ihlâsla, gözün görmesi basiretle kaimdir. Muhakeme, kuru bir kıyasın, donuk bir mantığın işi değildir. O, hakikate sadakatle yönelmiş bir kalbî yolculuk, bir iman tefekkürüdür. Zira yanlışı anlamak, doğrunun sesini duymakla mümkündür. Fakat o ses kulakla değil, ihlâsla işiten bir vicdanla duyulur. Zira hakikat, zahir kulağa değil, sırrî işitmeye fısıldar. Her çağın, kendi zulmüne fetva bulduğu bir yalanlar zinciri vardır. Ve o zinciri kıracak kudret, ne kılıçla ne kanunla olur; ancak Hakikat-i Muhakemenin ışığıyla mümkündür. Çünkü hakikatin sesi, nefsin gürültüsünde değil, kalbin sükûtunda duyulur. Zira kalbiyle düşünen bir insan, yalana dayalı saltanatları değil; Hakk’ın gölgesinde açan hakikat çiçeğini tercih eder. Çünkü muhakeme, yakin bilginin yerine geçen bir terazi değil; o bilginin hangi istikamete hizmet edeceğini belirleyen niyetin dürüstlüğüdür. Ve hakikati tartan terazinin kefesi, ancak ihlâs terazisiyle dengelenir. Muhakeme kirli ellerle tutulduğunda, adalet değil zulüm doğar; çünkü zulmün kökü yanlış muhakemedir. O hâlde ey insan! Hakk’ı bilmek istiyorsan, muhakemeni Hakk’a teslim et. Zira hakikatin hakemliğini, yalnız Hak olan Hakem yapabilir. Unutma ki, hakikat yalnızca doğruyu
Alıntı
Üçüncü Not'tan.
Sözle beyan hâlinde, muhatabın hâlini, istidadını , psikolojisini, bilgi seviyesini ve içinde bulunduğu ruh hâlini aynı anda idrak etmek çoğu kez mümkün olmaz. Zira söz, kulağa girer; ama yazı, akla ve kalbe yerleşir. Bu yüzden düşüncelerimizi, zamana karşı muhafaza edecek en emin yol, onları yazıya dökmektir. Çünkü okumadan öğrenilen bilgi, çoğu zaman kulaktan kalbe düşen bir yankı gibidir. O yankı, asıldan ne kadar uzaklaşırsa, o kadar bozulur, o kadar tahrife açık hâle gelir. Böylelikle hakikat, aslına nispetle zayıflar; bilgi, menşeiyle bağını kaybeder. İşte bu yüzdendir ki, bilginin kaynağından okunarak öğrenilmesi, sadece bir tercih değil, bir zaruret, hatta bir emanet borcudur. Çünkü hakikati anlamak, onu ilk doğduğu yerden, yani kelâmın nurundan almayı gerektirir. Zira yazı, bir ilhamın şekle bürünmüş hâlidir; satırlardaki mürekkep, aklın mührü, kalbin imzasıdır. Bu imza, muhatabın vicdanına ulaşır, orada yankılanır, orada hüküm bulur. Öyleyse ey okuyan kalp! Her kelimeyi bir iz, her satırı bir yol, her kitabı bir keşif bil. Çünkü okumak, sadece bilmek değil; bilmek suretiyle bulmaktır. Ve yazmak, sadece aktarmak değil; emaneti teslim etmek demektir. Muhakeme Sonucu: Yazı, insanın zamanla yaptığı en samimi ahittir ; kalem, bu ahdin şahididir. Söz unutulur, yazı kalır; zira yazı, niyetin sesidir. Mantığın ve Vicdanın Yorumu: Bilgi, kulaktan girerse dağılır; kalemden doğarsa yerleşir. Çünkü kalem, aklın dilidir; kitap, kalbin aynasıdır. Hikmetli Söz: “Kalem, kelâmın sükûta erdiği yerde konuşur.”
Alıntı
ÜÇÜNCÜ NOT'TAN
Evet, insanın kalbinde doğan bir hakikat, dilde beyan bulduğunda geçici bir ses olur; fakat kalemle kâğıda nakşolduğunda, zamanın akışı içinde tekrarlanan bir şahitliğe dönüşür. İşte bu sebepledir ki kitap, insanlığın en kadim hafızası ve en emin emaneti olmuştur.
Kitap Alıntısı