-SPOİLER OLABİLİR ŞU AN BİLMİYORUM HENÜZ YAZMADIĞIM İÇİN-
İlk kitabı çok beğenmiştim ancak bu kitapta her şey o kadar sığdı ki anlatamam. İlk kitabın kurguyu ele alış şekli beni çok heyecanlandırmıştı, farklıydı, ilgi çekiciydi. Yine de bir külliyat değil, çerez niyetine okunacak ama pişman etmeyecek bir kitaptı. Ama bu kitapta hiçbir merak unsuru kalmadı, sürekli aynı şeylerden bahsedilmiş gibi geldi ve sıktı. Sürekli asansörü kullanıp oradan oraya yolculuk yapıp durdular. E insan bir noktada “asansör sizin babanızın malı mı kardeşim” diye düşünüyor -evet babasının malı olduğunu biliyorum, anlatmak istediğim asansörün yalama olduğu-
Gittikleri her evrende kendilerini gözlemlemelerinin sebebi neydi ki mesela? Kendilerinin başka versiyonlarını o şekilde görmeleri neye hizmet etti “biz öyle olmayalım, benim yüzümden şu fırsatı kaçırdı” düşüncesinden başka? Bir de asansör olan binaya her girişlerinde yaşanan gerilim olaylarının aynı olması… anladık yani içerden bir adamınız var ve ne olursa olsun o gelip sizi bindirecek her seferinde asansöre.
Ben sürekli aynı sayfayı okuyup durdum gibi hissettim. 100 sayfa çöptü, yazılmasa da bir şey kaybettirmezdi bence hikayeye. Bir noktada “bitsin artık kitap” diyerek okudum. İkinci kitabı zaten çok bekletmeden yayınlamıştı ve şimdi iyi yazarların bir kitap çıkarmak için niye insanları 2-3 yıl beklettiğini daha iyi anladım. Bence bu kitap taslak halde kalmış ve yazar yazdıktan sonra bir daha okumamış, nereyi çıkarmalı nereyi düzeltmeli bunun üstüne hiç düşünmemiş.