México'da üniversite koridorlarında, öğrenci kahvelerinde, edebiyat sohbetlerinin içinde etekleri uçuşarak gezinen bir kadın, Auxilio Lacouture. Edebiyatçıların yazılarını daktilo ediyor, çevirilerine yardım ediyor, şairlerin evlerini bedavaya temizliyor..Derdi geçinmek değil, derdi kendi deyimiyle İspanyol dilinin parlak neferlerinin gölgesinde içini ısıtmak. Acemi şairlerin kırık dökük kelimelerini kendi içinde temize çekmek. Kelimelerin yardımıyla kendi kalbini yoklamak. Kendi zamanının üstüne giydirdiği hırkaya sıkı sıkı sarılmak.
1968..México'da polis ve askerler üniversiteyi bastığında Auxilio tuvalette, elinde bir şiir kitabı. Çıktığında şiirleri askeri tankların altında, şairleri polis otobüslerinde görüyor. Çıktığı yere, tuvalet kabinine geri dönüyor. Teslim olmaktansa, onlara kendi ayaklarıyla gitmektense gelip onu bulmalarını bekliyor. Şöyle diyor kendine : “Auxilio Lacouture, Uruguay vatandaşı, Latin Amerikalı, şair ve seyyah, diren! Hepsi bu. Ve şiir okuyor ‘Meksika şiirinin anası’, direniyor, direniyor ve şiir okuyor. Direnmek ve şiir okumak aynı şey bir yerde, Bolano öyle düşünmüş olmalı.
Ve işte, Auxilio’nun on küsur gün boyunca kadınlar tuvaletinde mahpus kalışını okuyoruz. Latin Amerika’nın baskıcı, şiddetle yoğrulmuş rejimlerinin hırpaladığı bir neslin, budanmış gölgelerin, dağıtılmış kahve sohbetlerinin, ince boyunlardan çekilip alınan edebiyat muskasının hikayesini. Şiirlere ve devrime inanan, vadilerden şarkı söyleyerek geçen, ki - “o çocuklar hiç şüphesiz savaşa gidiyorlardı, ama aşklarından yapıyorlardı bunu”- uçuruma düşen bir neslin hikayesini..Petronius’un ”Zavallı bizler yardım dilemek istiyorduk fakat imdadımıza koşacak kimse yoktu.” dizesinin sahnelenmiş halini. Maişet derdine bizim kadar yenik düşmemiş 68 kuşağının romantik rüzgarları