Benim gözümde 2666, edebiyatın sınırlarını zorlayan, insanlığın karanlık yanlarını yalnızca bireysel değil, toplumsal ve küresel cesurca gösteren bir başyapıt. Okurken kolay değil; okunacak yüzlerce sayfa, yüzlerce karakter, acı, umutsuzluk, kan, kayıp, yabancılaşma. Ama bu “zorlayıcılık”, romana bir güç, bir ciddiyet kazandırıyor . sahte duygusallıktan uzak, gerçek bir ayna tutuyor bizi dünyaya.
2666’yı bitirdiğimde, “insanlık”tan, toplumdan, adaletsizlikten, kaderden, yazmaktan, yaşamaktan ve ölümden bir kez daha düşünmüş olarak kalkıyorsun. Ve bence bu, bir roman için belki de en değerli şey.