Hep, olmamız gerektiğini düşündüğümüz kendimiz ile-hep biraz’ şaşarak’-olmakta olduğumuzu gördüğümüz kendimiz arasındaki ayrılık, sanki, orası burası delik bir şemsiyeyle sağanak altına çıkmışız gibi bir etki bırakır üzerimizde.

Kederin anlamı pek aydınlık değildir bende. Kederden korkuyor muyum, seviyor muyum bilmiyorum. Ölme isteği uyandırmıyor mesela, keder ağırbaşlı bir ruh hali. Ne bileyim, sanki hayatla konuşma fırsatı:Yaa hayat, işte sonunda beni bu hale getirdin. Eserinle övün şimdi.
Ama büyük hayat denizine her gün bir parçasını bırakan birinin umutsuz yolculuğu gibiydi gelişi; rüzgâra karışıp yok olacak kadar zayıf bir görüntüsü vardı; bezgin, bedbin, bitkin.