Tamamlanmamış, zaruret içinde, durmadan tehlikeye itilen bir barış içinde yaşıyoruz. Ona karşı çıkan güçleri düşünerek, onun altına itildiği ağır yükleri teker teker sayarak, onun bize verdiği görevleri gözden geçirerek, barışa bugünden nasıl hizmet edebileceğimizi birkaç sözcükle belirtmek istiyorum: Karşı koymak, kudret hırsıyla, bencillikle, pervasız çıkar güdüsüyle barışı tehdit edenlere karşı koymak.
Karşı koymak? Kesinlikle! Denemek en azından, emir almadan, emir vermeden, elden geldiğince, olabildiğince...
Ataerkil erkeklik, erkeklerde birtakım beklentilere yol açar. Bunların başında toplumun, erkeklerin ailelerinin tek koruyucuları ve geçindiricileri rolünü üstlenmelerine izin vereceği beklentisi bulunur. Bu nedenle, aşırı ekonomik kaygıların yaşandığı dönemlerde, gittikçe artan cinsiyet eşitliğinin bir sonucu olarak statü kaybına uğradıkları düşüncesiyle zaten kaygılı olan erkekler, demagoglar tarafından cinsel azınlıklara karşı kışkırtılarak kolaylıkla paniğe sevk edilebilirler. Bu durumda faşist siyaset, kaygının kaynağını kasten çarpıtmaktadır. (Faşist siyasetçinin hiçbir zaman ekonomik sıkıntıların asıl nedenlerini ortadan kaldırmak gibi bir derdi yoktur.) Faşist siyaset erkeğin ekonomik kaygılarla zaten artmış kaygılarını çarpıtarak, bu kaygıyı gelenekleri ve geleneksel aile yapısını reddedenlerin onun kendi ailesinin varlığına bir tehdit oluşturduğu korkusuna tahvil eder. Burada faşist siyasetin kullandığı silah yine potansiyel bir cinsel saldırı tehdidi varsayımıdır.
Halk irrasyonel korku ve hınç söz konusu olduğunda komplo teorileriyle düşünmenin konforuna bir kez alışınca, siyasi müzakerede aklın rehberliği de sona eriveriyor.
Katolik filozof Gustave Thibon, modern medeniyeti uçuruma doğru dolu dizgin giden bir trene benzetmektedir. Her bir kilometrede havalandırma sistemi daha iyi çalışmakta ve koltuklar daha rahat hâle gelmektedir, yani her türlü konfor mevcuttur, bir şey hariç. Trende ikaz düğmesi yoktur. Olsa bile zaten kullanacak kimse de yoktur. Birisi çıkıp kullansa bile, frenleri devreye sokacak sürücü yoktur. Treni daha hızlı ve daha ileri götüren şey, bir “çılgınlık” rüzgârıdır sadece.