Norveçli bir psikolog, Bosna-Hersekli bir çocuk olan "Ivan"la yaptığı seansta şöyle betimlemektedir: "Dokuz yaşındaki bir çocukla babasının en iyi arkadaşının vurduğu gerçeği hakkında nasıl konuşulabilir? Ona kendi açıklamasını sordum ve gözlerimin içine bakarak 'Sanırım beyinlerini zehirleyen bir şey içiyorlardı' dedi. Ama aniden ekledi, 'Ama şimdi hepsi zehirlendi, bu yüzden içme suyunda olduğundan eminim ve gerçekten kirli su havzalarını nasıl temizleyeceğimizi bulmalıyız. Çocukların da yetişkinler kadar zehirlenip zehirlenmediğini sorduğumda başını salladı ve ‘Hayır, hiç de değil. Daha küçük bedenleri var, bu yüzden daha az zehirleniyorlar ve çoğunlukla süt içen küçük çocukların ve bebeklerin hiç zehirlenmediğini keşfettim. Ona siyaset sözcüğünü hiç duyup duymadığını sordum. Neredeyse sıçrayarak bana baktı ve ‘Evet, zehrin adı bu' dedi."
Küreselleşme terimi hem küreselleşmeyi hem de yerelleşmeyi, hem bütünleşmeyi hem de parçalanmayı, hem homojenleşmeyi hem de farklılaşmayı fiilen içeren karmaşık bir süreci perdelemektedir. Bir yandan insanları kucaklayan, onları içleyen ulusaşırı ağları oluştururken, diğer yandan çok sayıda insanı -gerçekten de büyük çoğunluğu- dışlamakta ve tecrit etmektedir. Bir yandan insanların hayatları, yaşadıkları yerden çok uzakta meydana gelen, üzerinde hiçbir denetimlerinin olmadığı olaylar tarafından şekillendirilirken, diğer yandan küresel süreçler yerel ve bölgesel siyasetin rolünü zenginleştirmeye izin veren yeni olanaklar da sunmaktadır.