Sheets çamaşırhanede çalışan annesini kaybetmiş bir kız ve bir hayalet hakkında. Çizimleri hikayenin ruhunu yansıtıyor, ilginç bir konusu var ve sürükleyici.
Oppenheimer: Kitty, take in the sheets. Nagasaki’nin Çanları
II.Dünya Savaşı'ndan Hitler'in intiharıyla kaybeden taraf olarak ayrılan Almanya'nın aksine Mihver Japonya savaşa devam etmiş ancak 6 Ağustos 1945 saat 08.15'te Little Boy ile Hiroşima'ya; 9 Ağustos 1945 sabahı 11.02'de Fat Man ile Nagazaki'ye yapılan atomik bombalamalar sonucu koşulsuz teslimiyet zorundalığında savaşın sonlandırılması sağlanmış, Soğuk Savaş döneminin temeli atılmıştır.
Takaşi Nagai'nin eseri kurgu değil, bir savaş suçunun gözler önüne serildiği bir hatırattır. Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak İnkılap dersinde özel ilgim olması nedeniyle 2.Dünya Savaşı anlatmayı en sevdiğim konudur. Hakkında o kadar belgesel izlemiş olsam da, Atom Bombası'nın düştüğü yerlerlerin hala radyoaktivite tehlikesi yüzünden terk edilmiş olması; kalıntılar arasında doğanın peydahlanması ve Japonlar için bir anıt olarak kalması her zaman duygulanmama neden oluyor. Maalesef, çok boyutlu; dikey ve yatay bağlamda analiz yapma becerisi kazandırılmadığından çoğu tarihi olgu ve olayın anlaşılması mümkün bulunmuyor. Öğrencilerime kesinlikle önereceğim, insanlık dramlarından birini anlatan bu özel nitelikli kitabın herkesçe okunması gerektiğine inanıyorum çünkü bizim gelecekte ne yaşayacağımız belirsiz.
3/5 Stars (%53/100)
It was okay-ish to good. I've read for one of my classes. Here's more or less what I wrote in a paper:
James Baldwin’s 1955 collection of essays Notes of a Native Son is similar to the works of Sartre and de Beauvoir in the sense that he also compares Europe and America. However, Baldwin mostly focuses on the issues of race that he observed during his stay in Paris. In “Encounter on the Seine: Black Meets Brown”, Baldwin explains that it is more difficult for black people to become successful in Paris in the 1950s compared to the roaring 1920s. He says that only black people are able to maintain a good relationship with black artists. Because the white Americans distrust black Americans, racial differentiation becomes more prominent in Paris.
Baldwin also talks about the relationship between Africans living in Paris and African American people. He explains this conflict by saying “They face each other, the Negro and the African, over a gulf of three hundred years—an alienation too vast to be conquered in an evening’s good-will, too heavy and too double-edged ever to be trapped in speech” (Baldwin 112). Both sides need to work hard to understand each other, according to Baldwin, and because America is constantly changing, the American identity also changes. However, he believes that “What time will bring Americans is at last their own identity” (113). Even though this essay focuses on black people and their experience, it still has some similarities to the previously-mentioned texts because Baldwin also talks about Americanism and the difficulty of establishing an American identity. Also, just as Europeans, like de Beauvoir or Sartre, find Americans strange, Americans, especially black Americans like Baldwin himself, seem to find Europeans strange
Karakterleri ve hikayeyi tanıtması ne kadar uzun sürdüyse, sonuca varması da o kadar hızlıydı. Yine de yas konusunda tatlı ve iç ısıtıcı bir hikayeydi. Ayrıca çizimleri de harika.
Marjorie annesinin ölümünden sonra, depresyona giren babası ve küçük kardeşi ile birlikte yaşama tutunmaya çalışır. Annesinin 16 yaşındayken çok severek açtığı çamaşırhaneyi kendi başına işletmek zorunda kalan Marjorie'yi zor günler beklemektedir.
Anne özlemi çeken Marjorie; okulda zorbalığa maruz kalmakta, kötü kalpli bir iş adamı tarafından işi sabote edilmekte ve sevdiği çocuğu okulun en popüler kızına kaptırmış durumdadır. O tüm bu sıkıntılarla uğraşırken; varoluşsal problemler yaşayan Hayalet Wendell, istemeden de olsa her şeyi daha da berbat edecektir. Ama her ikisinin de kalbi kırık, her ikisi de "tekrar canlı" hissetmeyi arzulayan iki çocuk bir araya gelince ortaya mucizeler çıkacak, her sıkıntının bir çaresi bulunacak ve hayat kaldığı yerden devam edecektir.
Genel anlamda sevdiğim bir çizgi romandı. Hayalet diyarı ve hayalet karakterler tek kelimeyle harika. Wendell keşke benim arkadaşım olsan. Beni tek rahatsız eden şey, ana karakterin sürekli karamsar, çaresiz ve pasif anlatılmasıydı. Kitap sevdiği birini kaybedenler için yazılmış tabii ki ama yas tutan karakter daha güçlü, daha cesur ve daha umut dolu tasvir edilebilirdi diye düşünüyorum. Kitabın geneline yayılan karamsarlık da olmasa harika bir hikaye olurmuş gerçekten.
Ana karakterimiz Marjorie annesini kaybediyor ve babasının yaşadığı depresyon yüzünden evlerine ve annesinin dükkanına kendisi sahip çıkıyor. Müşterilerinin şikayetlerine ve dükkanı yoga salonuna çevirmek isteyen kaba adamın tacizine maruz kalması yetmezmiş gibi bir de okulda zorbalığa uğruyor. Bir de hayaletleri anlatan kısımlar kitapta. Hayaletler buluşuyorlar, nasıl öldüklerini falan anlatıyorlar. Bu hayaletlerden bir tanesi Marjorie ile ilgilenmeye başlıyor ama Marjorie hayaletleri sevmiyor. Onların ilişkisini anlatan bir çizgi roman. Şahsen çizimleri hem hoş geldi hem de rahatsız edici bir şekildeydi. Marjorie karakterine ısınamadım nedense. Üzüldüğüm kısımlar çok vardı, kimse bu kız neler yaşıyor üstüne az gidelim demiyordu daha çok azarlamak için neden arayanlar vardı.