Öfke onu dik tutuyordu, çünkü öfke kıymetli bir gerginlik haliydi. Ayakta olanların gücüydü. Yatanların ona hakkı yoktu. Öfke sessiz başkaldırışlara, cepte sıkılmış yumruklara, hırçın ama teselli eden bir ritüel olarak yatmadan önce yastığa atılan peş peşe yumruklara olanak sağlıyordu.
O günden sonra ağabey hiçbir şeye bağlanmadan büyüdü. Bağ kurmak çok tehlikeli diye düşünüyordu. Sevdiğin insanlar kolayca yok olup gidebilirlerdi. O, mutluluk ihtimalini kayıp ihtimaliyle bağdaştırmış bir yetişkindi. Kötü rüzgarlar ya da armağanlar, o artık hayata takdir hakkı bırakmıyordu. Huzurunu yitirdi. Durmuş bir anın yüreklerinde sonsuza dek asılı kaldığı o varlıkların arasına katıldı. İçinde bir şeyler taşa dönüştü, bu duyarsız demek değil, daha çok durağan, katı ve günler geçse de amansızca aynı.