...tarih bizim toplumsal bedenimizdir: biz o bedende yaşar, hareket eder ve var olduğumuzu anlarız. Kendimizi bu bedenden koparmak "Benim vücudum işe yaramaz bir saçmalıktır." demekle aynı yere çıkar.
İster bir "aydın", ister karmaşık bir çağda yolunu arayan sıradan insanlar olalım, sorgulamamız gereken konu şudur: "Arada özgürlüğümüzden ve sorumluluk bilincimizden ödün vermeden, mirasını devraldığımız geleneklerle kendi benliğimiz arasında nasıl bir bağ oluşturabiliriz?
Karakterine yerleşmiş özelliklerin kökünü geçmişinde arayamayan ya da arayıp da bulamayan insan günümüz insanının yakındığı bir yere ait olamama' sendromuna katlanmak zorunda kalır.
Edna St.Vincent "Yeniden Doğuş" isimli şiirinde bu olayı tasvir eder:
Ah, yerden olanca gücümle zıpladım
ve derin bir çığlıkla toprağı selamladım
Öyle bir çığlık ki hiçbir yerde duyulmaz asla
Ölmüş ve tekrar doğmuş birinin ruhundan başka.
Doğan bir ihtiyaca birey "Hayır" diyebiliyorsa, başka bir deyişle bakılmaya gerek duymuyorsa, o birey ayakları üzerinde durabilecek cesarete kavuşmuş demektir; artık otorite sahibi biri gibi konuşabilir.