Nergiz i.

Nergiz i.
@sheiskoala
32 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2021 22:48
Spoiler içerebilir. Martin Eden, muhtemelen okuyup okuyabileceğiniz en harika,en dirençli, en güçlü karakter olabilir. Onun öylesine bir enerjisi, yaşam sevgisi, hevesi var ki, hayran olmamak elde değil. Eserde söylenildiği gibi söyleyecek olursak “onun sağlığı, zindeliği resmen bulaşıcı” . Öylesine bir güç, öylesine bir deha ki Martin Eden, insan değil hayran kalmak, kıskanmak zorunda kalıyor onu. Evet, şahsen büyük ölçüde kıskandım bu karakteri; elini attığı her işte mükemmel olduğu için veya varlığı, karizması her şeyi ile bir bütün olduğu için değil; yaşamaya karşı bu kadar hevesli ve hırslı olduğu için. Okudukça yaşamadığınızı fark ediyorsunuz, diyorsunuz ki kendinize “bu adamınki hayatsa, ben nasıl yaşıyorum?”. Bu kadar övgümüz sadece şahsi beğeniden kaynaklanmıyor, Jack London`un Eden`i bize sunuşu bunda büyük rol oynuyor diyebiliriz. Bunu büyük bir ustalıkla yaptığı için de, Eden, gözümüze zorla sokulan yapmacık bir karakter değil, etiyle,kemiğiyle yaşama dört elle sarılan, yaşamla inatlaşan birisi olarak tanınıyor tarafımızca. Önceleri işçi sınıfından,dolayısı ile alt sınıftan biri olan Martin, sevdiği kadına ulaşma amacıyla zorlu bir sınıf atlama çabasına giriyor. Tabi bu noktada, henüz tanımadığı “burjuva” sınıfını, bir güzellik sevdalısı olduğu için, çoğunlukla güzel bile olmadıklarını bilmediğinden gözünde ilahlaştırdığından, sevdiği dahil, bu sınıfa dair her şey ona mükemmel geliyor. Okuma, çok fazla okuma ile başlayan uzun yolculuğunda Ruth`u-sevdiğini elde etmek için parlak bir fikir bulduğunu düşünüyor: yazar olarak şöhret olmak. hızlı bir süreçte okuma ile bilenen aklı kafasındaki uçsuz bucaksız fikirler denizinin hepsini durultma hazzını bir kere tatmıştı bile. İnsanoğlunun yaşama geliş amacını biliyor, hissediyor olması ne garip. Yapman gereken en
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·448 syf.··
Beğendi
·
2020 13. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2020 18:25
Marquez’in henüz hiçbir kitabını okumadıysanız,çok daha kısa bir eseriyle başlamanızı öneririm. Zira ben önce Yüzyıllık Yalnızlık’ı,sonra ise Kolera Günlerinde Aşk’ı okudum ve inanır mısınız birer ay sürdü ikisi de. Yani anlayacağınız Marquez’in eserleri -benim bildiğim- bir çırpıda bitecek kısa soluklu eserler olmuyor. Çünkü Marquez, kısa soluklu hikayeler anlatmıyor. Okuduğum her iki eserde de koca bir ömür,koca bir yüzyıl anlatılıyor. Ama yazarın anlatımının da çok önemli bir yeri var tabi,akıcı olmayışının bir diğer sebebi de yazarın kelimelerle muazzam bir şekilde oynayışı olabilir. Çok yerinde,şaşırtıcı ve tabiri caizse ‘cuk’ oturan benzetmeleri,zaman zaman sonuna geldiğinizde başını unuttuğunuz ve felsefi cümleleriyle yazar,kelimelerle gerçekten dans ediyormuş gibi hissettiriyor insana. Kolera Günlerinde Aşk çok hüzünlü bir kitaptı bana göre. Sevgiden bu kadar uzak,yalnız kaldığım zamanlarda birbirine kavuşmadan koca bir ömür geçirmiş iki sevgilinin hikayesi,belki de olduğundan fazla acıklı görünmüştü gözüme. Zamanla Florentino Ariza’nın bitmek bilmeyen tutkusuna,Fermina Daza’nın keçi gibi inadına alıştım. Belki de okuması çok uzun sürdüğünden,koca bir ömrü izlemiş gibi oldum.
Kolera Günlerinde AşkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202011,2bin okunma
9/10
·408 syf.··
2020 1. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2020 17:53
“Bir zamanlar tanrılığın ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum,çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar. “ Orta okul dönemimde Percy Jackson okuyarak mitolojiyle tanıştım. Çoğu insan mitolijiyi abartı,çocuk masalı ve ya fazla iğrenç olarak nitelendirebilir. Fakat bana göre içinde yaşadığımız dünyanın,günlük kullandığımız birçok kelimenin gerçek kökenini bulabileceğimiz,hayatı daha anlamlı kılacak şeydir mitoloji. Ben de Kirke’yi duyunca çok mutlu olmuştum o yüzden. Kirke’nin mitoloji hikayelerinde pek öne çıkmayışı ve genelde Odysseus sayesinde bilinmiş oluşu da bunu çok etkiledi tabii. Hep sadece cadı olarak bilinen küçük bir tanrıçanın hikayesini kendi ağzından dinlemek,tanrıçalığın verdiği sonsuz acısını onunla hissetmek çok hoşuma gitti. Kirke çok farklı bir tanrıçaydı. Her nympha gibi onun da güçleri çok sınırlıydı ve güçlerini keşfetmeden önce çok farklıydı. Güçlerini bulana kadar arafta kalmış gibiydi.Bir tanrıça gibi hissetmiyordu,farklıydı, çünkü yüreğinde ölümsüzlere özel acımasızlık hissinden muaftı;ama bir ölümlü gibi de kesilince kırmızı kanı akmıyordu. Onun zihni ve ruhu ölümlülere has merhamet,dürüstlük ve belki biraz aptallıkla kaplıydı. Bu yüzden kendi türüyle anlaşamadı;onların kirli oyunlarında,eğlence masalarındaki dedikodularında kendine yer bulamadı. Hep ölümlülere aşık oldu. Bir ölümsüz için bunun ne kadar acı verici olduğunu hayal edebiliyor musunuz? O gidiyor,ama sen hep kalıyorsun. Sonra bir başkasını seviyorsun ve aynısı yaşanıyor. Sen yine yalnızsın.Uzak bir adada,tek başına,belki aslanın ayağının dibinde kıvrılırken gözlerini ufka dikip gelecek yeni gemileri bekliyorsun. Zaman tüm ölümlüler için geçiyor,ama senin için zaman yok. Kitabın sonunun çok güzel bir belirsizlikle
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,2bin okunma
8/10
·224 syf.··
2019 50. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2019 22:46
Yine kalbim kırık,bir Cengiz Aytmatov kitabı daha bitti. Bu yazarı öylesine seviyorum ki... Hikayelerinde,anlatımında çok özel,sihirli bir şeyler var. Okurken içim ısınıyor,ama aynı zamanda kalbimi binlerce parçaya ayırıyor. O sıradan insanların,sıradan yaşamlarını okurken,onların acılarını,sevdalarını,umutlarını da onlarla yaşıyorum. Bu yüzden de her kitabını içimde bir keder ve onunla birlikte asla ezilmeyecek bir umutla bitiriyorum. Sanırım yazarın en sevdiğim özelliklerinden birisi de anlatırken bugünden başlayıp geçmişe dönmesi. iki zaman dilimini kıyaslayıp,karakteri geçmişinde yaşatması. “Elveda Gülsarı”da da böyleydi zira. Biz kitaba başlarken “yaşlı bir adam ve yaşlı bir at” bir yere gidiyorlardı. Ki biz daha sonrasında bu adamın ve bu atın nasıl bir kader yaşadığını,acılarını görüyoruz. İkisinin de gençliğindeki genç,hırslı,başarılı,bir yıldız kadar parlak olduğu zamanlardan onları şu anki hallerine getiren ve yaşlandıran kaderlerini görüyoruz. Hayatlarının en parlak dönemi birlikte oldukları dönemdi,ayrıldıklarından sonra ise sürekli ardı kesilmez acılarla boğuştular. Tanabay’ın yaşadıkları, çobanlıktaki zor zamanları ve partiden kovulması, bana yine aynı soruyu hatırlattı? “Acaba uğruna savaştığımız her şey boşuna mı?” Acaba kandırılıyor muyuz? Hayatını,yıllarını,hatta abisini feda etmişti Tanabay,parti için,daha güzel bir ülke ve yaşam için. Asla da bencillikle yapmamıştı bunu. Fakat gün geldi, “büyük insanlar” bunları asla umursamadan sildi attı Tanabay’ı ve tüm emeklerini. Sanırım en çok duygulandığım anlardan biri de Kazımbekov’un Tanabay’ı bulup onu geri çağırışı idi. Bazen insan iyiliğe inanmak istiyor. Aytmatov da inanmamız için her şeyi yapıyor gibi. Yapıyor ama kalbim hep kırık bitiyor kitapları. Ve içimde nasıl hala umut oluyor anlamıyorum.
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,1bin okunma