Aylaklık güzel bir şey belki de. Sokaklarda başıboş dolaşmak, bir daha görmeyeceğin insanların hayatlarına dahil olmak ve bu hayatlardan herhangi bir vefasızlık etme utancı duymadan istediğin an çıkmak; herhangi bir işte, uzun ilişkide, ailede istemsizce kurduğun derin ilişkilerin o insana verdiği sorumluluktan kurtulup sadece yüzeysel ilişkilerle hayata "ilişik bir şekilde" yaşamak...
Ama zannedildiği gibi aylaklığın hayatta her şeyi aşmış insanların -ve tabii ellerinde bulundurdukları maddi güçle- başvurduğu bir özgürlük değil de bir tür yaşamaya karşı korkaklık olduğunu düşünüyorum ben. Bağlanmak ancak cesur insanların yapabileceği bir şey çünkü. Çünkü korkaklar, insanlar tarafından terk edilme, yalnız, bir başına bırakılma korkusuyla derin bağlar oluşturmaya yanaşmama eğilimindedirler. İnsanlar, onların bu korkusunu öğrenip de onlara acımasın diye de sanki bu yalnızlık onların kendi tercihiymiş gibi davranırlar. Oysa nasıl da isterler onları tamamıyla anlayacak, her haliyle sevecek, kafalarında oluşturdukları o ideale uyacak insanı bulmayı. Bulduklarını sandıkları kişiler o idealden en küçük bir sapma gösterdiğinde de hemen incinirler ve alışkın oldukları şekilde giderler. Dönerler güvenli yalnızlıklarına. Dönerler hayatla oyalanmalarına.
Bu yüzden Bay C. aradığını asla bulamazdı, bulduğunu zannettiği anda da onu da bir şekilde mahvetmeyi becerirdi.