Josh’un ölümü hayatımda en açıkça belirleyebildiğim önce-si/sonrası dönüm noktası oldu.
Trajediden önce engelliydim, hiçbir amacım yoktu, dünyanın benim hakımda düşündüğünü hayal ettğim şeylere takıntılıydım ve onlara sıkışıp kalmıştım. Trajediden sonra yeni bir insana dönüşmüştüm: Meraklı, sorumlu, çalışkan. Hâlâ güvensizliklerim ve bagajlarım vardı -hepimizin varama artık güvensizliklerimden ve bagajlarımdan daha önemli bir şeyi kafaya takıyordum.
Farkı yaratan da buydu. Tuhaftır, ama bana sonunda yaşama izni veren birinin ölümüydü ve belki de hayatımın en kötü ânı aynı zamanda en dönüştürücü olandı.
Ölüm bizi korkutur. Bizi korkutuğu için de onu düşünmekten, hakında konuşmaktan ve hata bir yakınımız ölse bile, varlığını kabul etmekten kaçınırız. Yine de, tuhaf, tersine bir yoldan, hayatın tüm anlamının gölgesinin ölçüldüğü ışık ölümdür. Ölüm olmasa, her şey sonuçsuz, tüm deneyim keyfî, tüm ölçütler ve değerler aniden sıfır olur.