Fırsatlar ve seçenekler üzerimize yağdığı zaman psikologların seçim paradoksu adını verdikleri sıkıntıyı çekeriz. Temel olarak, ne kadar fazla seçenek verilirse, seçtiğimizle o kadar az tatmin oluruz çünkü dikatimizi tüm diğer seçmediğimiz seçeneklere odaklarız.
Yaşamak için iki yerden birini seçmeniz gerekirse ve birini seçerseniz, büyük bir ihtimalle doğru seçimi yaptığınız konusunda içiniz huzurludur ve güven duyarsınız. Kararınız sizi tatmin eder.
Yaşayacak yirmi sekiz yer arasından birini seçerseniz, seçim paradoksu “doğru” seçimi yaparak mutluluğunuzu azamiye çıkartıp çıkartmadığınızı sorguladığınız ıstıraplar, kuşkular, tahmin yürütmelerle yıllar geçireceğinizi söyler. Bu kaygı, emin olmak, başarı ve kusursuzluk için duyulan bu arzu sizi mutsuz eder.Peki ne yapmalıyız? Siz de benim eskiden olduğum gibiyseniz, hiçbir şey seçmezsiniz.
Seçeneklerinizi olabildiğince açık tutarsınız, bir söz vermekten, kendinizi bir şeye bağlamaktan kaçarsınız.
Bir kişiye, bir yere, bir işe kendinizi derinden adamak daha geniş deneyimler yaşamaktan sizi alıkoyar, ama daha geniş deneyimler de bir deneyimi derinlemesine, enine boyuna yaşama fırsatına engel olur.