hazal ✶

hazal ✶
@shieldmaiden
tryna climb a wall that my mind has built ~๑
biyoloji lisans öğr.
eskişehir
ankara, 12 Nisan 2001
1.010 kütüphaneci puanı
200 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Korku bazen boğucu oluyor. Ama ne zaman beni boğacak gibi olsa zihnimi boşaltıyorum, dikatimi altımdaki uçurumun dibine odaklıyorum, kendimi potansiyel kara yazgıma bakmaya zorluyorum, sonra basitçe onun varlığını kabulleniyorum.
Sayfa 192
Alıntı
Bedenim titriyor, korku keyif verici ve kör edici hale geliyor. Zihnimi odaklıyorum ve bir tür meditasyon gibi düşüncelerimi açıyorum. Hiçbir şey sizi ölümünüzün birkaç santim ötesinde olmak kadar içinde bulunduğunuz anda ve açık zihinli yapamaz. Sırtımı dikleştiriyorum, tekrar karşıya bakıyorum ve gülümsediğimi hissediyorum. Kendime ölmekte kötü bir şey olmadığım söylüyorum. İnsanın kendi ölümlülüğüyle karşılaşmaya böyle istekli, hata coşkulu olmasının kökleri çok eskilere dayanır. Antik Yunan’ın ve Roma’nın stoacıları, hayatı daha fazla takdir etmek ve zorlukları karşısında alçakgönüllü davranmak için insanları ölümü sürekli akıllarında tutmaya davet ederlerdi. Budizmin farklı formlarında, meditasyon pratiği sık sık kişiyi hayatayken kendi ölümüne hazırlama aracı olarak kullanılır. İnsanın egosunu genişleyen bir hiçlikte eritmesi -nirvana aydınlanmasına ulaşmak- insanın öbür tarafa geçişi için bir deneme sürüşü olarak görülür. Mark Twain, bu dünyaya gelip sonra da Halley kuyruklu yıldızına binerek terk eden o kıllı kaçık bile, “Ölüm korkusu yaşama korkusundan kaynaklanır. Hayatını dolu dolu yaşayan biri her an ölmeye hazırdır.” demiştir.
Sayfa 191
Alıntı
Becker’in özünde söylediği şudur: Hepimiz korkunun güdümündeyiz ve bir şeyi gereğinden çok fazla kafaya takarız çünkü bir şeyi kafaya takmak aklımızı gerçeklikten ve kendi ölümümüzün kaçınılmazlığından uzaklaştırabilen tek şeydir. Ve gerçekten hiçbir şeye aldırmamak kendi varlığımızın süreksizliğini bir anlamda spiritüel olarak kucaklamak anlamına gelir. Bu durumda, kişinin, kendinde hak görmenin ve küstahlığın farklı formlarına tutsak olma ihtimali çok daha azdır. Becker kendi ölüm yatağında çarpıcı bir şeyin daha farkına vardı: İnsanların ölümsüzlük projeleri aslında çözüm değil, sorunun ta kendisiydi. İnsanlar ölümcül güçler kullanarak kendi kavramsal benliklerini tüm dünyaya dayatmaktansa, kavramsal benliklerini sorgulayıp kendilerini ölümleri konusunda biraz daha rahat hissetmeliydiler. Becker buna “acı panzehir” adını vermişti ve kendi ölümüyle uzlaşmaya çabalarken bir yandan da kendi çöküşünü izliyordu. Ölüm yatağında kaçınılmazdı bu. Bu nedenle bu farkındalığı yok sayamayız, onunla yapabildiğimizce uzlaşabiliriz. Kendi ölümlülüğümüzle uzlaştıktan sonra -dehşetin kökü, hayatın tüm gelip geçici hırslarının nedeni olan, o alta yatan kaygı-, değerlerimizi daha özgürce seçebiliriz, mantıksız ölümsüzlük arayışları bizi engellemez ve tehlikeli dogmatik görüşlerin tuzağına düşmeyiz.
Sayfa 187
Alıntı
Ölümsüzlük projemiz başarısız olursa, anlam kaybolursa, kavramsal benliğimizin fiziksel benliğimizden sonraya kalma ihtimali ortadan kalkar ya da bu ihtimal azalırsa, ölüm dehşeti, o korkunç, depresif kaygı zihnimizi ele geçirir.
Sayfa 187
Alıntı
Becker’in savı şudur: Hepimiz fiziksel varlığımızın öleceğini az çok biliriz, bu kaçınılmazdır ve bilinçdışında bizi fena halde korkutur. Fiziksel benliğimizin kaçınılmaz olarak yok olmasından duyduğumuz korkuyu telafi etmek için ebediy-yen yaşayacak kavramsal bir benlik inşa etmeye uğraşırız. Bu nedenle insanlar adlarını binalara, heykellere, kitap sırtlarına koyabilmek için çokuğraşırlar. Bu nedenle bir sürü şeyimizi başkalarına, Özellikle de çocuklara veririz, etkimizin -kavramsal benliğimizin- fiziksel benliğimizin çok ötesine uzanmasını arzu ederiz. Fiziksel benliğimiz ortadan yok olduktan sonra da hatırlanmak, saygı görmek ve idolleştirilmek isteriz. Becker bu çabalara “ölümsüzlük projeleri” adını vermişti, bunlar kavramsal benliğimizin fiziksel ölümümüzden çok sonra bile yaşamasına olanak veriyorlardı. Ona kalırsa, insan uygarlığının tamamı temelde ölümsüzlük projelerinin sonucuydu: Bugün gördüğümüz tüm kentler, hükümetler,yapılar, otoriteler bizden önceki kadın ve erkeklerin ölümsüzlük projeleriydi.
Sayfa 186
Alıntı