Becker’in savı şudur: Hepimiz fiziksel varlığımızın öleceğini az çok biliriz, bu kaçınılmazdır ve bilinçdışında bizi fena halde korkutur. Fiziksel benliğimizin kaçınılmaz olarak yok olmasından duyduğumuz korkuyu telafi etmek için ebediy-yen yaşayacak kavramsal bir benlik inşa etmeye uğraşırız.
Bu nedenle insanlar adlarını binalara, heykellere, kitap sırtlarına koyabilmek için çokuğraşırlar. Bu nedenle bir sürü şeyimizi başkalarına, Özellikle de çocuklara veririz, etkimizin -kavramsal benliğimizin- fiziksel benliğimizin çok ötesine uzanmasını arzu ederiz. Fiziksel benliğimiz ortadan yok olduktan sonra da hatırlanmak, saygı görmek ve idolleştirilmek isteriz.
Becker bu çabalara “ölümsüzlük projeleri” adını vermişti, bunlar kavramsal benliğimizin fiziksel ölümümüzden çok sonra bile yaşamasına olanak veriyorlardı. Ona kalırsa, insan uygarlığının tamamı temelde ölümsüzlük projelerinin sonucuydu: Bugün gördüğümüz tüm kentler, hükümetler,yapılar, otoriteler bizden önceki kadın ve erkeklerin ölümsüzlük projeleriydi.