" Haklılık kıyasında acımasız kılınmış bu öfke, en fazla da öfkeyi taşıyan kalbi kavuracaktı. Değil mi ki özü ateş olan var olmak için yakmak zorunda. Yakacak bir şey bulamayınca kendisini yakacaktı.
Ateşten bulutlar altında kibirli zorbalığın akıbeti, geçici zaferlerle avunulsa da, kaçınılmazdı. "
Her şey senin için yaratıldı ama dikkat et sen her şey değilsin.
Dünya boyun eğicidir ama sen zalim efendi değilsin.
Yeterli sayıyorsun kendini kendine. Oysa hiç yeterli değilsin. Muhtaçsın, ihtiyaçsız değilsin.
Her şey senin emrinde doğru, ama amirliğe kalkışma.
Bil ki kalıcı değil geçicisin, sahip değil misafirsin. Sabit değil iğretisin.
Her ne ki var sende, ödünçtür, senin sanma.
Şımarma.
Yarı kısmın topraktır. Toprağı horlama. Dünyadan, yerine koyduğundan daha fazlasını alma. Onun dengesini bozma. Uyumuna musallat olma. Gülün rengiyle, sütün tavıyla oynama. Karıncanın yolunu kapama, kırlangıcın yuvasını bozma, yılanın dişini kanatma. Pınarların, nehirlerin, ince suların kurumaması için çaba sarf et. Göz kulak ol emanete. Bozma kıvamını, aldığın gibi iade et.
"Direnmekten vazgeçmedi başlangıçta. Kendisini olana bırakmadı. Bir türlü, olup biteni olduğu gibi kabule yanaşmadı. Ama neden sonra, zamanın devrini tamamladığı bir dünya sabahında Âdem, oluşu oluşa ekleyip de olanlar arasında bağlantı kurunca.
Suyunu tutup da tam kararınca indiren buluta,
gökten inen yağmurla canlanan ölü toprağa,
kurumuş dalların damarlarına bir gecede yürüyen suya.
Gecenin ve gündüzün birbirini izlemesine,
güneşin ve ay’ın evrelerine,
mevsimlerin dönmesine, tazelenmesine, bereketine bakakalınca.
İlk kez görüşü keskinleşti Adem’in, kelimelerinin bilgisi yaşamının resmiyle birleşti, velveleli dünya kalabalığının arkasındaki döngüyü seçebildi. Haşin dünyanın kendi içindeki saf uyumunu görebildi."