Kimileri yanı başında yazar sevdiğini ne varsa dile getirir o an her şeyi..
Dokunmanın verdiği sıcaklık, yastığın aynı yüzüne yansıyan iki bedevi..
Kimilerinse kaldığı yer aynı ama yastığının yüzü hep tek kişi.. Bekler durur gölgesine yansıyacak olan bedeni..
..
..
Sonra geceler artar gündüzlerden , bundandır uzun sürer karanlığın izi..
Kendine sığınacak bir kap bulduğundaysa oburun biri sıyırmıştır dibini..
Hayde sen de çaresizliğin esiri..
ve her daim tebessüme mahkum gözleri..
İnsan böyle gelmek istemezken bir şey alıp götürür seni. Nereye geleceğini bilmeden yaşamak da intihar sebebi..
Sanki gözlerine vuran kahve telvenin en yaşanılası yeri.. Belki de sevmek en güzeli..
Aklına geldikçe büyürsün bir zamanlar. Zamanın pıhtılaştığı ve kendi içine oturduğu bir zamanda koşacağım bende kendimden içeri..
Belki de yorgun bir işçinin elleriydi yüreğim bu yüzden artık unutmuştu aynalar bendimi..
...
"Ve her sobanın, her ateşin kendine özgü bir kokusu, kendine ait bir hayatı, kendine göre soluk alıp verişi, bir diğerine uymayan kendi çıtırtıları vardır."
Bir kozanın içinden bakarken
yanlışlıkla düştü şu hayata
annesinin yediği her bir zeytin tanesi
kadar acılar biriktirdi ruhuna
yüreği ki bir dedenin ellerinde
masal kitabıydı aslında
bir varmış ama hiç olmamış der gibi.
sanki varlığından öte yokluğu huzur gibi
elleri bu satırları yazarken gözleri..
işte burada sonlandırdı dedem sözlerini
tam da 2517. yıldızın diğer bir yıldızla seviştiği ayrıntıyı
çekerken gözlerimizde..
İhtiyar bir çocuğun genç bir ihtiyara karşı
içilen son demiydi belkide bu
salıncağın demirleri çarpmadan o küçük bedene
son kez bakmak isterdi yıldız diye sayıkladığı gecelere
"Eylem kapama gözlerini" derken dedem
kendisi kapadı hiç açmamak üzere..
dağlarına çiçek diye uzandığım bir gündü oysa...
şimdi ne dedem kaldı geriye ne sevişen yıldızlar gökyüzünde..