Eylem Okur

Bir Vuruşluk Nota
Puan vermedi·168 syf.··
2020 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2020 15:02
"İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda'dır"... Kelimeler kelimeleri kovalarken anlamı nereye iliklesem diye düşünüp durdum günlerce... Sonra anladım ki üzerine nakış gibi işlenen bu hırkanın düğmeleri eksik..(Burada aklıma Mustafa Kutlu'nun Kırık Kalpler Müzesi hikayesi gelir..) .. "Bir gölge gibi masaya yeniden yürüdüm" cümlesini okumadan önce bi sözle çarpıştım..Elimde Hasan Ali'ye ait kitaplar birden yere düştü..Sonra bir sevgiliye duyulan hasret gibi tuttu bu söz beni kollarımın arasından.. "Ağbi hayat bu kadar uzun olur mu, çok sıkıldım artık ben, bitse de çekip gitsek!"... Acı bir tat bıraktı ruhumda önce, istemsizce pencereye yöneldim .. Derin bir nefes ... ardından tiz bir çığlık içime doğru işledi.. Ne de olsa "hepimizin ses tellerinde yaralar var".. idi.. .. Duyduğum seslerin yankısı artarken içimde, midesi bulanan bir çocuğun sokağın ortasında öylece içindekini döktüğüne şahit oldum.. Öylesine küçüktü ki bu çocuklar etrafındaki arkadaşları ile çıkan kusmuğun biçimlerine, boyutlarına bir isim takarak oyun oynamanın tadını çıkarıyorlardı.. derken.. .. "Sevgili çocuklar, hikaye dediğimiz şey kelime kusarak değil,kelime yutarak yazılır." diye tarihin sayfalarından Heredots çıkıp geldi.. Tabi o sırada çocuklar oyuna dalmıştı ama "kızım sana söylüyorum da gelinim nerede" diye bakındım etrafa.. .. Boylu boyunca uzandım.. H.A.T 'ın her bir kelimesine harf harf boyandım.. Farklı şairlere konuk oldum.İsmini dahi bilmediğim yazarlar ile tanıştım.. Neşet Ertaş'ın bağlamasından, Bekir Yıldız'ın kaldığı otele kadar gezdim dolaştım bir güvercin gibi.. Çocukları küçük kurşunla öldürmesinler diye de kurşundan bir kalem yaptım kendime.. Bu kaleme döktüm içimi ..Sonrası malum bir gölge gibi masaya... Artık yürüdüm mü
Harfler ve NotalarHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20162,167 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hiç mi İyi Kimse Yoktur bu Dünyada..
9/10
·157 syf.··
Beğendi
·
2019 10. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2019 15:14
"Elbet her canlı düşecekti kendi kuyusuna." .. İnsan önce düşer kuyu sandığı anne rahminin karanlığına. Tüm cenin pozisyonları da sığınma evleri kadar karartılı bir perdedir aslında... Neyi nasıl nereye bağlayacağımı bilmeden anne ile çocuk arasındaki göbek bağına düğümlüyorum kelimelerimi .. Belki hiçliğine, yokluğu severcesine.. Yok olmak.. bir kadının anneliğine el uzatarak dilini çengelli yılanın kancasına saplamak.. "Bu acı geçiyor mu?"diye sayıklayan İsmail Abi'min (L&M) kuyusundan taşları toplamak... .. Ne de olsa dinimizce şeytan taşlamak vaciptir insanın belleğinde. Oysa aldığı taşı yüreklerde kabuklaştırmak nedir diye sormaz kendine.. Sonra kapılar çalınır bir bebek kundakta.. açlıktan kulaklarına inen ateşin yangını kurumakta.. ..(İnsan) ya ne de olsa yardımsever bir varlıktır.. .. İfrit diye yüreğine kabuk bağlayan Azize'nin memelerinden süt akmamakta. Kabuğu derinlerde bir yerde acımakta.. Ve bir kadın, bir anne bir insan ne dersen de Alma mazlumun ahını alırsın sen de anandan emdiğin sütün tadını.. .. İsrafil minik bedenin içindeki gizem.. Kulaklarına inmeyen ayet, gözlerindeki pandomim.. ve onunla konuşan tek insan Yusuf.. Ne de olsa bir şiirdir Yusuf.. ("Kuyu diyorum Yusuf çıkıyor, elma deyince..) ben de armut diyorum ve tüm insanlığı kendi kabininde soyunmalarına davet ediyorum. Ne de olsa herkesin çıplak bedeni kendine kusurludur belki de bundan aynaların karşısında kıyafetle kendimizi somutlaştırmamız.. Belki de günah keçisi diye diye kendi elbiselerimizden asılmalarımız.. .. "Bazı sözcükler vardır ilaç gibi örter yarayı, sızıyı dindirir bir an için. İşte o sihirli sözcüğü arıyordu fakat.." Fakat bazı sözcüklerin zehrine takıldı yaratılanlar.. Yaratandan ötürü sevmedi kimse kimseyi saf çocuk gibi çıkar uğruna koştu dört nala gider gibi.. İlaç
AhrazDeniz Gezgin · Sel Yayıncılık · 20125,7bin okunma
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2019 13:37
"Altı yüz kırk dört... Bu, katladığı son turna kuşu olacaktı." Son.. Bazen kelimeleri giyotinden geçirip her bir sesini farklı diyarlara göndermek istiyorum. Ayrı kalınca daha bir anlam bulurlar diye diye içimi kemiriyorum. Oysa sadece kendimi kandırmakla yetiniyorum. Sonra bir kitapçının önünden geçerken gözlerimin önüne düşen izdüşümün eserine takılıyorum. Tam elimi uzatıcakken geriye doğru bir adım bir adım derken yere yuvarlanıyorum.. Gözlerim diyorum bir kuşun kanadında.. Umudum hastane kapılarında.. Turgut Uyar "Göğe bakalım" derken Turna kuşlarından haberdar etmiş olsa gerek diyerek tavana çeviriyorum tüm benliğimi. Küçük bir kızın ağlamamak için yutkunmalarına şahit oluyorum. Ve o anda bir şiir diyorum ona bir şiir.. "dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat".. Umudu hep bir yerlerde arar insanlar.. bir şairin dizelerinde. Bir adamın şairliğinde. Belki de her yerde hep bizimle. Oysa Sadako koşmak için yaratılmıştı, koşmak ve hiçbir zaman yılmamak.. Kaybetmekten değil de pes etmekten korktu umudu yitirircesine.. "Pes edeyim deme Sadako-san. Yapman gereken birkaç yüz tane turnan kaldı sadece." Sadece birkaç yüz. Yüzünü aynalara çevirmeyen insanların lanetiyle birkaç yüz sadece. Belki sayıca belki de insanca.. (Ki insnalık senin gibi yüreği güzel çocuklarda...) Kitabı elinize alsanız en fazla yarım saat içinde kelimelerin arasında dağılıp gidersiniz. Ama şöyle uzun uzadıya bir bakarsanız bir kelimenin bir ömre sığmayacak kadar uzun olduğunu anlarsınız. Sonra başlarsınız sizde Turna kuşu yapmaya. Ben Turna Kuşunu yapamayanlardanım bunun için bir dostun ellerine sarıldım.. O bana her daim umudu hatırlatan güzel bir insan olarak kaldı içimde. Ve kitabı ona gönderdim dedim ki bana bir turna kuşu yap ve umudum senin yaptığın yerden çoğalsın. Şimdi
Sadako ve Kağıttan Bin Turna KuşuEleanor Coerr · Beyaz Balina Yayınları · 202113,3bin okunma
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2018 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2018 10:55
Evet herkes her şeyden mağdur bu hayatta. Kimi yaşadığı zamandan kimi yaşanmamış olanlardan.. Peki ya savaş mağdurları? Onlara verilecek bir tek cevabın olmadığı şu dünyada yaşamaktan bu denli uzaklaşmaktayım . Kendi boşluğumda kendimden arta kalan yanlarımla içimi avutmak-tayım.. içim ki bir ananın yüreğinde, bir eşin kocasından ayrı yaşamaya dayanamayan gözlerinde.. ve daha nicelerinde... Konuşmak basitçe görünen bir davranış şeklidir, oysaki konuştuklarını yaşamak davranışın şekil almış en derin halidir... işte bu derinlik daha doğmadan yazılır bizim kimsesizliğimize. Doğmak ne acı bir kelime kimi zaman annesizce kimi zaman hiçliğine ..yaşıyoruz bizde işte sessizce.. Ama savaşın yıkmadığı bir şeyi gördüm ben bu işleyişte.. Sevgi AşK ve Sonsuzluk .. Yapma be hep sıradan şeyler gibi geliyor dersiniz belki ama inanın bir kadının sevişi, bir ananın içinin titreyişi her şeyi unutturacak cinsten olmasa da yaşamayı devam ettirecek türdendi.. Ki; kadını bi defa sevdin mi işte orada bin defa kaldın demektir. Tıpkı Suvankul'un o içten sevmeleri gibi.. "Bundan sonra her yerde beraber olacağız, tek vücut olacağız, canım benim, küçük boz torgayım, sevgilim.." Canım deriz candan öte severiz... ve her anımızı bu sevmelere şahit ederiz.. "Ey güneş bak bu benim karımdır! Ne kadar güzel değil mi? Yüz görümlülüğü olsun diye ışınlarını gönder,sıcaklığını aydınlığını ver!.." Tam güzel şeyler olacakken savaş meydanına çıkıyor her bir zebaniler. Ellerinde kılıç ,mızrak , yüreklerinde acımasızca yatan kin ve nefret dolusu ölü sevici.. Karşılarındaysa bi dünya geride kalan her ne varsa götürmek adına. Kiminin çocuğunu babasından, kiminin eşini kocasından ama nedense hep dönüşü olmadan.. Sonra sonra kalan bir toprak ve ananın yakarışına yansıyan aynasından.. Tutma yüzümüze o aynayı
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
Her insan Heba olacağını bilerek gelir dünyaya..
10/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2018 14. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2018 16:22
"İnsan yandığı vakit yürek gövdenin içinde değildir de, gövde yüreğin içindedir belki.." İnsan, heba denilen felakete uğramadan önce yansır kendine, yansımalı belki de.. Her bir kırılışında dağılmalı kederle, acı çekmeli, neden acı çektiğini bilmeden kimsesizce kalmalı kendinde.. Sonra bir baba yaratmalı kendince ona sığınmalı "sığınmak" salt gelse de kimilerine bir baba işte, sarılmalı o bedene.. Ne de olsa mutluluk zor mesele.. "İnsanı hep hafiflettiği söylenir ama bence sevinmek ve neşelenmek yorucu bir şey" Öyle tabi ya ne zaman neşelensem ardı arkası kesilmeyen bir yorgunluk birikiyor yüreğimde. Sanki "sen misin mutlu olan" diye vuruyor kazmayı kalpime . Kazma ki içi keder dolu, elem dolu ..Güneş de almış başını gidiyor bu günlerde. "Güneş sessizliği insanın genzini yakacak kadar ısıtıyor..."diyor Hasan Ali'de belki de Ziya söylemiştir diye gidiyorum işte bende o sessizliğe.. Ziya; Heba'nın baş düşmanı.. Rüyada Binnaz Hanım dolduruyor bir bardağa içini, "al Ziya diyor bak gör ben onca yıl çalıştım bu bina var ya benim eserim ama sor Ziya ne haldeyim.." Çocukluğu koşuyor ardına "katilsin sen ziya" nasıl öldürürsün maviyi bir kuşun kananında demeye kalmadan saati çıkıyor dakikaların arasından. Kader, keder oluyor gözlerimizin buğusundan.. Bu anlarda arar ya insan en çok annesini.. "Bildiğim şu ki, ben her defasında derinliği kestirilemeyen karanlık bir uçuruma yaklaşıyormuşum hissiyle yaklaşırdım annemin yanına."İşte bir annenin gözlerinden düşmek gibiydi bizimkisi de. Yine yalnız ve hep yalnız... Sürüyorum gönlümü satırlara tam gözlerimi kapatacakken Ziya çıkıyor asker edasıyla karşıma.. Askeeeerrr demeye kalmadan bir tokat serpildi insanfsız insan sıfatlılardan.." Gördüğü hatalar yüzenden değil de, bu teğmen insanlara, insanlara neden dayak attığını anlamak
HebaHasan Ali Toptaş · İletişim Yayınları · 20145bin okunma