sibel çelen

sibel çelen
@sibelcelen
Bazı Yazarlara Serzenişimle…
Kimi okurlar vardır; bir kitabı yalnızca okumaz, ona ikinci bir hayat verir. Altını çizdiği bir cümlede, gecenin bir vakti paylaştığı bir alıntıda, bir arkadaşına “Bunu mutlaka oku,” derken eserin nabzını başka kalplere taşır. Yazarın masasında aylarca, bazen yıllarca sessizce büyüyen bir metin; işte o anda gerçek nefesine kavuşur. Çünkü edebiyat, yalnızca yazanın kurduğu bir dünya değildir. Okuyan, hisseden, yorumlayan, başkasına ulaştıran insanlar sayesinde tamamlanır. Bir kitabı görünür kılan da çoğu zaman büyük reklamlar değil; bir okurun samimiyetle kurduğu o içten cümlelerdir. Bugün bir okurumun mesajını okurken bunu ve bazı şeyleri yeniden düşündüm, biraz da üzüldüm. Yazan insan, yazdıklarının birilerinin ruhunda karşılık bulduğunu görünce, kaleminin yalnız olmadığını anlıyor. Ve belki de yazar dediğimiz kişi, en çok da okurlarına borçlu biri oluyor. Çünkü bir kitabı satın alıp hayata karıştıranlar, ona kendi zamanından ve kalbinden pay ayıran o güzel insanlardır. Ömründen zaman ayırıp kitabınızı okuyan insanın düşüncesine ve ilgisine değer vermiyorsanız bu sizin tercihli kişiliğinizdir ama eserinize ayırdığı zamana saygı duymak, onun sizden doğan bir esere temas etmesine yazarın da karşılık vermesi nezaket değildir, başlı başına bir insani gerekliliktir, yazılı olmayan bir edebiyat inceliğidir. Dolayısıyla bir yazarı var eden yalnızca yazma kudreti değil; onu gören, duyan, sahiplenen okurlardır. Bunun için her satırın ardında sessizce duran sevgili Şeyma kullanıcı isimli Şeyma hanım gibi, yazılmış kitaplara nefes olan, okunmasına vesile olan bütün okurlara içten bir teşekkür borçluyum.♥️ Serhat Kaya
Alıntı
sibel çelen
Kitapyurdu’nda paylaşılan yorumları olumlu-olumsuz diye ayırt etmeden sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanızı da ayrıca takdir ediyorum.
Reklam
İnsan, hatırladığı kadar insandır.
Eskiden dostluklar başkaydı; bir kahvenin buğusunda uzayan, cümlelerin içinde yıllarca yaşayan… İnsanlar birbirine yalnızca hâl hatır sormaz, ruhunu da açardı. Edebiyat biraz da bu nedenle vardır hayatın tam orta yerinde: İki insanın aynı sessizliğe farklı kelimeler bırakabilmesi için. Emekli Başkomiser Mehmet amcayla ara ara aynı banka oturuyoruz. İnsan yıllarca sadece mesleğini değil, gördüklerini de taşır içinde. O anlatırken eski romanların gölgesi düşüyor öğle vaktine. Anadolu’da halk arasında dolaşıp sonra sessizce kaybolmuş menkıbeler, adı unutulan şairler, türkülerin içindeki kederler... Ben de başka hikâyeler açıyorum önüne; bugünün yalnızlığını, hız çağında eksilen merhameti, kalabalıklar içinde sessizleşen insanı konuşuyoruz. Bazen bir zeytin ağacının altında, bazen rüzgârın taşıdığı eski bir şarkının kıyısında, yaşayanları da yad ediyoruz, göçüp gidenleri de; çünkü insan biraz da hatırladığı kadar insandır. Şimdi düşünüyorum da; belki de çağımızın en büyük yoksunluklarından biri hasbihalsizlik. Kimsenin kimseyi gerçekten dinlememesi. Oysa bazı insanlar vardır; cümleleri insana eski bir kitabın arasından düşmüş kurumuş bir çiçek gibi gelir; sessiz ama unutulmazdır. Demem o ki, Nazım Hikmet Ran “ İnsan insana iyi gelmeli, gelmeyecekse hiç gelmemeli” sözünü boşuna söylememiş. Çünkü bazen koca bir ömür, öğle vakti edilen samimi bir sohbete sığacak kadardır. Dostlara, dostluğa hürmetle.♥️ Serhat Kaya
Alıntı
sibel çelen
Dostlara...
Sizce kadınlar mı yoksa erkekler mi daha çok kitap okuyor?
Yorumda buluşalım... Okuma alışkanlıkları üzerine yapılan uluslararası araştırmaların sayısı sınırlı; eldeki veriler de çoğu zaman kesin ve tartışmasız sonuçlar sunmaktan uzak. Yine de bu parçalı tablo içinde belirgin bir eğilim kendini hissettiriyor: Kadınlar, ortalamada erkeklerden daha fazla okuyor. Çeşitli çalışmaların işaret ettiği %10–15’lik fark, mutlak bir hakikatten ziyade güçlü bir izlenim olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden “kadınlar daha çok okur” algısının, bütünüyle olmasa da, temelsiz olmadığı söylenebilir. Ne var ki algılar çoğu zaman hakikatin yalnızca bir yüzünü büyütür. Özellikle genç yaş grubunda (kabaca 16–30 aralığında) kitabın bir okuma nesnesi olmaktan çıkıp bir “görünürlük aracı”na dönüştüğü anlara rastlıyoruz. Yeni bir mekân, yeni bir kimlik, yeni bir estetik… Kitap, kimi zaman bu vitrinin zarif bir parçasına indirgenebiliyor. Bu durum, edebiyatın içsel derinliğini bilenler için rahatsız edici bir yüzeysellik hissi doğurabiliyor; fakat meseleyi yalnızca buradan okumak, büyük resmi ıskalamak olur. Çünkü kadınlar, yalnızca okumakla kalmıyor; okuduklarını dolaşıma sokma, görünür kılma ve paylaşma konusunda da daha cömert davranıyor. Bir metinle kurulan ilişkiyi saklamak yerine çoğaltmayı tercih ediyorlar. Bu yönelim, edebiyatın kamusal alandaki varlığını besleyen önemli bir damar. Fuarlarda, söyleşilerde, atölyelerde, edebiyatın nefes aldığı o kalabalık mekânlarda kadınların belirgin varlığı tesadüf değil. Anlatının zenginleşmesi, tartışmanın derinleşmesi ve edebi üretimin daha geniş kitlelere ulaşması büyük ölçüde bu görünürlük sayesinde mümkün oluyor. Bütün bunlara rağmen, şaşırtıcı ve bir o kadar da düşündürücü bir gerçek var: Çok okunan, kanonlaşan, geniş kitlelere ulaşan eserlerin önemli bir kısmı hâlâ erkek yazarların imzasını taşıyor.
Alıntı
sibel çelen
Kadınlar daha çok okuyordur ama ispatlayamam :)
Birbirimizden başkasına ait olamayız kara gözlüm:)
İnsan, çok sevdiği birini kaybettikten sonra asla alışmıyor. Alışamıyor. İlk andaki o bıçak gibi acı, zamanla köreliyor belki, ama yerine daha soğuk, daha kalıcı, daha çaresiz bir şey yerleşiyor: onu bir daha asla göremeyecek olmanın kesinliğiyle dinmek bilmeyen, sessiz bir özlem.
Eylül isimli okura yanıt verildi
sibel çelen
benim de :))
En iyi yaşayanlar bilir...
Birini sevmeden ömür geçiyor, ama sevdiğin birini kaybedince onunla var ettiğin bir ömür geçmiyor.
Alıntı
sibel çelen
+1