Bize Ne Yaptılar Böyle?
Çocukluğumuz geçmişten çıkıverse karşımıza, Yüzümüze bakıp şaşırsa yılların hayretiyle; Acırken çocukluğumuzdan akan gözyaşımıza, Sorsak kendi kendimize: "Bize ne yaptılar böyle?" Yolların yorgunluğu çökünce o şen yüzümüze, Zaman çizgilere boğmuş bizi bitmez nefretiyle; Kapkara boncuklar oturmuş parlayan gözümüze, Yansak kendi kendimize: "Bize ne yaptılar böyle?" Ayakta kaldığımıza şükrederken bunca dertle, Savaş verdik on cephede türlü zalimle namertle; Hak ararken tersleşirken nice kalbi taştan sertle, Dursak kendi kendimize: "Bize ne yaptılar böyle?" Doktor MBC
Şair Filozof Doktor MBC ile Şiir Dolu Günler
Kimlik için kullandığımız dil arkeolojidir. Kazmak. Ortaya çıkarmak. Bulmak. Sanki benlik, zaten tamamlanmış, toprağın altında kalmış bir esermiş gibi, üzerindeki toprağı temizleyip ışığa tutmanızı bekliyor. Kendinizi bulmazsınız. Kim olduğunuza siz karar verirsiniz. Bu ayrım, size güç, baştan çıkarma, başkalarının aklından çıkmayan biri olma hakkında anlatabileceğim neredeyse her şeyden daha önemlidir. Çünkü "bulma" çerçevesi pasiftir. Sizi bekletir. Sizi kendi hayatınızda bir turist yapar, deneyimler arasında dolaşır ve sonunda içlerinden birinin size baştan beri kim olduğunuzu söylemesini umarsınız. Bize anlatılan hikaye şöyle: İçinizde bir yerlerde gerçek bir benlik var. Tercihleri, tutkuları ve net bir yön duygusu var. Sizin göreviniz yeterince dikkatlice dinlemek, yeterince uzun süre beklemek, yeterince şey denemek ve sonunda kendini gösterecektir. Bir fosil gibi. Bir sır gibi. Bu hikaye cazip çünkü sizi sorumluluktan kurtarıyor. Henüz "kendinizi bulamadıysanız", bu cesaret eksikliği değil. Sadece kötü şans veya kötü zamanlama. Hala arıyorsunuz. Hala açıksınız. Arama işini yapıyorsunuz. Ama bu hikayenin aslında ne ürettiğine bakın: yıllarca belirsizlik içinde yaşayan insanlar. Kimliklerini ceket gibi deneyip geri verenler. Kendi hayatlarını bir deneme kabini gibi görenler. Bir şeyleri düzeltmek yerine, bir şeyin doğru hissettirmesini bekleyenler. Kim olduğunuza karar vermek, bir şeyi kesip atmak demektir. Kelimenin anlamı da budur: de-cidere , kesip atmak. Karar verdiğinizde, diğer olasılıkları öldürürsünüz. Şöyle dersiniz: bu versiyon, o değil. Bu yön, diğerleri değil. Ben buyum ve artık alternatifler için müsait değilim. Bu korkunç. Zaten öyle de olmalı. Çoğu insan bunu asla yapmaz çünkü o kapının ardında ne olduğunu hissedebilirler: kesinlik. Geri
Substack
Reklam
Oysa herkes öldürür sevdiğini
Erkeğin fiziksel gücünü ve anatomisini "savaş ve şiddet için tasarlanmış birer adaptasyon" olarak paketleyen evrimsel sosyobiyoloji; aslında modern orduların, devlet şiddetinin ve erkek egemen militarizmin vahşetini doğallaştırmak için uydurulmuş ambalajlı bir sahte-bilimdir diyebilirmiyiz?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Bilimin statükoya sunduğu en ucuz yaltakçılık
Savaşın evrimsel bir zorunluluk olduğunu iddia eden evrimsel psikologlar, insan anatomisindeki bazı özellikleri, örneğin erkeğin üst beden gücünü veya yumruk atma yeteneğini 'savaş için tasarlanmış adaptasyonlar' olarak sunarlar. Ancak bu araştırmacılar, aynı üst beden gücünün ağaçlara tırmanmak, ağır av etlerini taşımak, çocukları korumak ve zorlu doğa koşullarıyla mücadele etmek için yüz binlerce yıl boyunca nasıl hayati birer işlev gördüğünü unutuyorlar. İnsanın anatomik gücü, türdaşını katletmek için tasarlanmış askeri bir mühimmat değil; doğayla ortaklaşa mücadele etmek ve kabilenin hayatta kalmasını sağlamak için evrimleşmiş kolektif bir üretim enstrümanıdır. Anatomiyi militarize etmek, bilimin statükoya sunduğu en ucuz yaltakçılık örneklerinden biridir.
vuramayacaksan,boşuna silahını kaldırmayacaksın.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok, Sokağında fener, Penceresinde cam. Ama umudu var büyük insanlığın. Umutsuz yaşanmıyor. Nazım Hikmet Ran
Şiir
Reklam
Reklam