Hiç kimsenin beni tanımadığı bir yerde, hiç kimseyi tanımadığım bir yerde, sakin bir akşamüstü, hafif bir yemek, sıfır muhataplık, sıfır muhabbet çokça huzur istiyorum. Tam da şu an!
Boş bir duvarı izleyerek, çekirdek çitliyorum ve hayatı sorguluyorum. Çekirdek bitince de, günün üçüncü kahvesi ile dertlenebilirim. Hava çok sıcak, insanları en az düzeyde seviyorum. Tahammül seviyem sıfır ve ben biraz daha duvarı izlemeye devam edersem, var olan aklımı da kaçırıp kendimi Nietzsche'nin hakikatin kollarına atacağım. :'D 😛
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her şeye geç kalmış gibi hissedip şuan da yapmış olduğunuz şeyleri boşa harcıyor çerçöp olduğunu fark ettiniz mi? Her şeyi aynı anda yapmaya kalkışmak da size aynı sonucu verir aslında. Yani her şeyi aynı anda yapmaya çalışmak aslında hiçbir şey yapmıyorsun demek oluyor. Tabi bunu hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak değişir. Size bardağın hem dolu tarafından bakmayı hem de boş tarafından bakmanın nasıl olduğunu açıklayayım. Her şeyi aynı anda yapmaya çalışmanın iyi bir yönü varsa o da tek bir yöne odaklanmamaktır. Sabit olmayıp, birden fazla şeyle meşgul olup, tek bir şeye odaklanmayıp, rutinsellikten çıkarsınız. Bu bardağın dolu kısmı. Boş kısmı ise her şeyi aynı anda yapmaya kalkışmak sizi strese sokabilir ve onu yapmam gerek, bunu yapmam gerek derken eliniz ayağınıza dolanabilir. Aynı zamanda işin sonunda ne kadar iş yaptığınıza bakarsak eğer belli bir süre yapılması gereken 5 iş varsa siz hepsini aynı anda yapmaya çalışıp süre yetiremeyebilirsiniz. Bu demek oluyor ki o sürenin sonunda elde etmiş olduğunuz iş sayısı sıfır. Diyebilirsiniz ki ben aynı anda yapıyordum. Ama bunun hiçbir önemi yok. Sonuç odaklı bakarsak elde var sıfır. Bu da bardağın boş kısmı. Demek istediğim şu ki sonuç odaklı gitmenizdir. Eğer gitmezseniz sıfırlarınız olur. Yazı bana aittir.
Duygu ve Düşünce
Kitaplar, kütüphane, kalabalık ve yalnızlık
Dün hem güzel hem de biraz değişik bir kitaba başladım ve çoook uzun aradan sonra ilk kez bir kitabı okurken sabahladım: Akşamımı, uyku saatimi tamamen onunla değerlendirdim. Bunu lise de çok yapardım. İnsanların saçma Dünya sisteminde kafeste gibi hissederdim ve sanki onlar bana nasıl açacağımı ya da demirlliklerini vs. nasıl bükeceğimi öğretir gibiydi. O yüzden çoğu zaman yemekten, uykudan vs. ödün verirdim. Ve bu 16 saati bile bulabilirdi. Kitabı okurken bazen sesli düşünüp kahkaha attığım veya ağladığım için hastane gibi hissettiren kütüphaneleri sevmemiştim: Ortamı unutup bir kere kahkaha patlatmıştım. Sonrsdan ortak olduğum duyguya şükrederken fark edince kafamı deve kuşu misali gömmüştüm. Gülünce kafanı ya da bakışlarını illa kitaptan kaldırırsın ya, öyle olmuştu. -Ve çoğuna sırtımın dönük olması da şükür sebebimdi.- Bir an kaçmak isterken bir an da kütüphaneden en son çıkmayı istiyordum. Arkadaşlarım halime gülmüştü. Bir süre kitapla yüzümü koruma altına almıştım ve sonra kendime ben de güldüm. Bu tarz şeyler kütüphanede normal değil mi, burada bile bu normallik anormal karşılanıyor. Sınıfların, dışarının ve gün ortasının içinde ders çalışabilen ya da kitap okuyabilen biriydim. Biz sessizliği sınavda pek çoğaltamayacağımızın farkında olarak sesli ortamlarda bağışıklık kazanmıştık. Böylesine de çözümcüldüm. (: O ortamda biri gülseydi ilkte şaşırıp ben de gülerdim. Saçma sapan ya da kötü kötü bakmazdım. Sadece gezinmek ve kitap toplamak için güzeldi. Başka hiçbir albenileri yoktu. Ben mi gariptim onlar mı bilmem ama 1 denemeden sonra hep gitmeye hep bahane bulmuştum. Kasvetli ortam gibi geliyor ve ders çalışma alanı dahi öyle hissettirdi. O an normalde sevdiğim sessizliğin öyle hissettirişini de garipsedim çünkü oraya bayılacağımı düşünüyordum. O yüzden biraz
Duygu ve Düşünce
Sanki uyudukça bedenim kendini tasarruf moduna alıyor. Uyanıyorum sıfırrr enerji, sıfır güç hshsdhdj 🫠
Herkesin kendi görüşü ama bişey dicem ben çok sakal bırakan erkekleri hep 3 adım geride görürüm bence sakal biraz olmalı kirliden biraz daha fazla yani ama sıfır sakal her zaman daha iyidir daha tatlı durur birinde tabi tatlıysa o kişi bide artık saç dikme kalmadı erkekler size sesleniyorum saçınızı dikmeyin bişeyde sürmeyin sade bırakın saç önde moda artık dikenler yanlış anlamasın ama keklik gibi duruyo bence
Duygu ve Düşünce