Allah Resûlü'nün ({s.a.v.}) "Kul, günah olan bir şeyi istemediği müddetçe duası kabul olunur" sözünün manası: Yani kul, günah olan bir eylemi işlemeyi doğrudan talep etmediği, akrabalık bağını kesmeyi istemediği ve acele etmediği sürece duası makbuldür. Efendimiz'in "Şüphesiz Rabbiniz hayâ sahibidir, keremdir. Kulu ellerini kaldırdığı zaman onları sıfır olarak geri çevirmekten hayâ eder" hadisindeki "sıfır" kelimesi, ellerin bomboş ve içi boş olarak kalması demektir. اَلْمَجْمُوعَةُ السَّنِيَّةُ عَلَى شَرْحِ الْعَقَائِدِ النَّسَفِيَّةِ
"Annem, bombalar düştükten sonra parçalardan bedenlerimizin teşhis edilebilmesi için isimlerimizi uzuvlarımıza yazdı." Sıfır Noktasından: Gazze'nin Anlatılmamış Öyküleri 🎬
Sinema
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
HerHafta(?)BirTürkBilimKadını-Hafta2 Engin Arık
Selamlarrrr Kendi kendime aldığım o kararla başlattığım "Her Hafta Bir Türk Bilim Kadını" konseptimizin ikinci durağındayız. Bir takım sebeplerden ötürü kısa (4 ay) ara vermek zorunda kaldım :) Ve bu haftaki durağımız adı her geçtiğinde göğsümü gururla kabartan ama aynı zamanda içimi buruk bir sızıyla dolduran bir isim. Serimizin bu bölümünde tabiri caizse "Türkiye'nin Marie Curie’si" ile baş başayız: Prof. Dr. Engin Arık! Ya size bir şey söyleyeyim mi? Biz bu toprakların altında ne büyük zenginliklerin ne devasa rüyaların yattığını ve bu rüyalar için ömrünü feda eden ne inatçı ruhlara sahip olduğumuzu bazen gerçekten unutuyoruz. Engin Hanım'ı araştırırken onun o vatanperver duruşu, bilime olan sarsılmaz inancı karşısında hem gözlerim doldu hem de "İyi ki bu topraklardan geçmişsin" dedim. ~ Kimdir Bu Müthiş Kadın? 14 Ekim 1948’de İstanbul’da, göçmen kökenli ve pırıl pırıl bir ailede dünyaya gözlerini açıyor Engin Hanım. Öyle parlak bir zeka ki ortaöğrenimini Atatürk Kız Lisesi’nde BİRİNCİLİKLE tamamlıyor. Sonrasında İstanbul Üniversitesi Fizik-Matematik Bölümü'nden mezun olup gözünü çok daha yükseklere dikerek Amerika’nın yolunu tutuyor. Pittsburgh Üniversitesi’nde master ve doktorasını tamamlayarak deneysel yüksek enerji fiziği alanında adını dünyaya duyurmaya başlıyor. Kendisi gibi fizikçi olan eşi Prof. Dr. Metin Arık ile kurduğu mutlu yuvada iki çocuk annesi hatta ilerleyen yıllarda dünya tatlısı iki torun sahibi de oluyor. Viyana’da, Birleşmiş Milletler bünyesinde nükleer denetimler yapan kritik bir kuruluşta (CTBTO) radyonüklid uzmanı olarak görev alacak kadar da küresel bir otorite! Ama o, tüm bu parlak yurt dışı imkanlarına rağmen "Ülkem için ne yapabilirim?" diyerek hep Türkiye'ye dönmenin yollarını arıyor ve Boğaziçi Üniversitesi'nde dersler verip geleceğin
1000Kitap
04:12, Zemin Kat
Florasan lambanın stabil vızıltısı, kahve otomatının plastik bardağı hazneye düşürürken çıkardığı o mekanik sesle bölünüyor. Sabaha karşı sıfır dört on iki. Kampüs kütüphanesinin zemin katı, finallere bir gün kala uykusuzluktan gözleri kanlanmış, kafein ve dedikoduyla ayakta kalan yirmi yaş grubunun panayır yeri. Plastik masanın etrafında beş kişiyiz. Önümdeki anayasa hukuku notlarının üzerine, karton bardaklardan sızan kahve halkaları yapışmış. Konuşma, son iki saattir olduğu gibi yine aynı iki eksen arasında, bir sarkaç gibi gidip geliyor: Üst dönemden birinin ev partisinde yaşananlar, kimin kiminle arkadaki odaya geçtiği ve ertesi sabah geriye kalan o çiğ, estetikten yoksun detaylar. Masadakilerle aynı yaştayım, kağıt üzerinde yirmi birim; ancak onların o vahşi anlatma arzusuyla mahrem olanı masaya meze yapışlarını izlerken, içimde otuzlarında bir kadının bıkkınlığı ve mesafesi var. Kurulan her cümlenin, havaya fırlatılan her kahkahanın aslında bir üstünlük kurma ya da kendi içlerindeki o derin yetersizliği kapatma çabası olduğunu görmek için akranlarımın o gürültülü dünyasına ait olmamak, o zihinsel mesafeyi korumak yetiyor. "Şuna baksanıza," diyor yanımdaki, çenesini otomatların arkasındaki koridora doğru uzatarak. Bakışlar tek bir noktada kilitleniyor. Koridorun sonundaki masada tek başına oturan, hırkasının kolları ellerini kapatmış, saçları darmadağın bir kız öğrenci var. Önündeki kalın kitaba gömülmüş, dünyadan habersiz not alıyor. Masadaki ses tonları aniden vites yükseltiyor. Kelimeler hafif birer alayla başlıyor, saniyeler içinde acımasız birer infaza dönüşüyor. Kızın giydiği eski hırkadan girip, kampüsteki yalnızlığından çıkıyorlar. O isimsiz, zararsız kıza yöneltilen bu kolektif gaddarlık, masadakileri birbirine bağlayan yegane tutkal o an. Birini
Seviyoruz üzülüyoruz kırılıyoruz başkasıyla paylaşamıyoruz diye söylemediğini bırakmadı. Bu rezilce ortalık malı olarak görülmek istiyor. Sahiplenme sıfır sahiplenilme sıfır olacak. Aşlah belasını versin böyle sevginin. Ben hayatımda böyle rezil sevgi görmedim.
Peki, bu toplum hangi toplum?
Menfaatleri doğrultusunda hareket eden toplum. Ve toplumdaki herkesin menfaatleri vardır. Toplumdaki herkesin menfaatleri olduğuna göre sözüm herkes içindir. Çünkü herkes bir amaç doğrultusunda hareket eder. Eğer herkes amaç doğrultusunda hareket ediyorsa, bu amaca giden yolda menfaat de bir nebze de olsa olmak zorundadır. İnsanlığın var olmasından bu yana tek bir kişi bile, "Ben sıfır menfaatle bir yerlere geldim." demez. Örnek: Belirli bir dalda eğitim alırsın. Paraya ihtiyacın yoksa, senin menfaatin o eğitim sonunda eğitimi yalnızca eğitim için alıp daha donanımlı biri olma menfaatdir. ya da eğitimi meslek sahibi olmak için alıp bu meslekle para kazanma menfaatidir. Burada sana eğitimi veren kişinin de geçimini sağlamak amacı doğrultusunda menfaati paradır. Para menfaati olmazsa geçimini sağlayamaz ve hayatta kalması zorlaşır. Çark böyle dönüyor..
Alıntı

Mehmet Çağımnı

@Mehmetcagimni
·
“Topluma göre iyi bir insan mısınız? Öyleyseniz tebrikler toplum için kullanışlı bir oyuncaksınız. Topluma göre kötü bir insan mısınız? Onu da takdir ederim; dürüsttür, daha az yalan vardır.” (Mehmet Çağımnı)
Alıntı