Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Gerçek tıpkı ışık gibi,insanın gözünü kör eder.” Serdar ZAMAN Sıla Zaman Gerçek bir nurdur kimi insana Gönül köprüleri kurar Tunadan Viyanaya Bazen bir tebliğ bazen hakikattir anlayana Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Düşman Tuna'yı atladı Karakolları yokladı Osman paşanın kolunda toplar patladı İyiler güzel amel sahibleri alır mükâfatı Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Osman paşa binler yaşa askerinle Ben kurbanım gerçeği söyleyen dillere Bir destan yazdık plevnede malazgirtte Cenabı Hakkı zikrettik koşuyoruz zafere Osman paşa Ya Hak diyip vurdu kılıcını Kendi öldü Osman paşa namı kaldı Batıl olana Tuna Nehri açarmı kollarını Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Kul Nefsani derki fatihalar okuyalım Şanı büyük o zaferlerimizi bizlerde analım Hak yoldan gerçekten ayrılmayalım
Şiir
Kargaşa
o karanlık ormanı yangına vurun çünkü ben de kaçarken ardımda kalanları yakıyorum. İsmet Özel
Şiir
Reklam
atlıkarınca // turgut uyar
önceleri terliydi avuçlarımdan kayıyordu sonra sonra hem alıştım hem sevdim dedim ki ne iyi bu kadındır gecenin yarısında etleri var beyaz, gergin sıcaklığı var öp öp ısın karanlık sokakları kötü lokantaları ısınmış rakıları düşündüm göğsümden iki düğme çözdüm gittim bir ormanı dört ucundan tutuşturdum geldim burada bana göre bir şeyler vardı oturdum bu ellerimi nereye koysam yakışmıyor dedim ki en iyisi kucağında dursun şu kravatımı çiviye as gel sigaramı yak birlikte at arabalarını düşünelim sarı pirinçten pırıltılı koşumlarını düşünelim bir zamanlar bilerek unuttuğum ‘küçük deniz sokağı’nı denizi odun depolarını demli çayları ben iyiyim bunlar da iyi şeyler sen nasılsın kolların çıplak değildi ama hiç de zararı yoktu bir gülünce tanıyordum sen değildin ne yapsam elimden gelmiyordu tanıyordum elimden gelmiyordu yoksa ne güzel aldanacaktım yabancılığın daha alımlıydı belki ama seni bir ormanda yakalasaydım ilk günlerin ilk çiçeklerin tadında kandırdılar 23 lira 10 kuruşumu aldılar iki kadehe
Şiir
öyleyse ey bir kelime doğuran kadın muştu sana yankı yapan kutlu kadın muştu sana bir meleğin bir sözünden gebe kalan kutlu kadın ayrılığın şiddetinden gebe kaldın aydınlığın artışından oldu isa artık çıkabilirsin temmuz öğlesine ama üç gün yüce bir oruca borçlandırıldın en çok konuşman gerektiği anda ayazmaların aynasında boy gösteren dişbudak ormanı gibi azgın bir kalabalık önünde o ulu konuşmanı yapacakken bir yaratış susmasına adandın yalnız işareti serbest bıraktın doğurman cinsinden bir oruca başladın çocuk erdi
Şiir
O karanlık ormanı yangına vurun. Çünkü ben de kaçarken ardımda kalanları yakıyorum.
Şiir
Adsız Nehir Bir nehir geçiyor içimizden, adı yok, kıyısı yok, haritalarda izi yok. Yalnızca gecenin en sessiz yerinde kalbin duyabildiği bir akış. Gökyüzü bazen taş kesilir, yıldızlar uzak bir dil konuşur. Ama karanlık, ışığın yokluğu değil; henüz söylenmemiş bir şarkısıdır sabahın. Bir tohum düşün, toprağın derinlerinde unutulmuş gibi duran. Kimse görmez içindeki ormanı, ama o, dallarını geleceğe doğru büyütür. Zaman da böyledir belki; kırık aynalardan geçerek bizi daha geniş bir göğe taşır. Kaybettiklerimiz bile bazen yolumuza dönüşen sessiz köprüler kurar. Ve umut— bir kuş değildir yalnızca uçan, bir yıldız değildir yalnızca parlayan. Umut, görünmeyeni taşıyan gizli rüzgârdır; kapanmış kapıların ardında anahtarını kendi yaratan ışık.
Şiir
Reklam
Reklam