sırf yazarın kalemine kapasiteleri yetmeyenlerin ve diyalog tarzına alışıp iki uzun paragraf görünce gözleri dönenlerin 3 puan verdikleri incelemeler insanları yanıltmasın diye yazacağım incelemeyi.
woolf’un kalemine hayran kaldım, bir insan nasıl böyle güzel analiz yapar nasıl böyle şiirsel yazar… tanışmayı isterdim hatta saatlerce masabaşında oturup waves’i yazma anlarını izlemek isterdim.
kitabımızda 6 ana karakterimiz var. Diyalog yok denecek kadar az, olan diyaloglar da uzun paragraflar şeklinde. Her karakter dört beş sayfa aralıksız konuşuyor ve duygularını, çevreyi kendi gözünden anlatıyor. Altısının da karakterleri birbirinden oldukça farklı, çoğu yazar daha iki karakterin iç dünyasını kağıda dökemezken woolf oturmuş altı karakterin birbirinden farklı iç dünyalarını okurların önüne sermiş. Hayran oldum.
Aralarında sözleri ve tarzını kendime en çok benzettiğim Neville ve Bernard oldu. Kızların sayfaları da güzeldi ve kendimden parçalar bulduğum oldu ama kısaydı ve erkeklere göre yüzeysel geldiler bağ kurmak zor oldu bu nedenle.
Sadece okuması biraz zor. Ne kadar sevsem de rs sebebi olarak görüyorum kitabı. Özellikle Percival ile alakalı sahnelerde sıkıntıdan yarım bırakma derecesine geldim. Evet duygular iyi işlenmiş ama başımı ağrıttılar percival o masada onlara nasıl dayandı bilemiyorum gerçi çok dayanamadı da behwnshj her karakter en az beş sayfa garsondan masadan masadaki her karakterin görünüşünden bahsediyordu ve her karakter için ayrı olarak iki sayfa yazılmıştı o bölümü atlattığım için gururluyum.
Böyle uzun ve kesik-atlamalı yazılmasının nedeninin farkındayım güzel de olmuş sadece boş zamanlarda okunmalıymış ben biraz o konuda hata yaptım.
Son olarak kapağına ısınamadım orjinal kapağına içim gitti ama İngilizce anlamam diye almadım iyi de yapmışım
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,957 okunma
Kendimi toplayamıyordum; kendimi koparamıyordum; bir dakika önce beni hevesli, keyifli, kıskanç, sakıngan kılmış olan şeylerin ve bir yığın başka şeyin suya düşmesini engellemeyi beceremiyordum. Kendimi o sonsuz uzaklara fırlatıp atma duygusundan, sefahatten, istemeden sele kapılıp gitmekten; orada, uzakta köprünün kemerlerinin altından, bir grup ağacın ya da denizdeki dalgalara dönüşen kabaran suyun üzerinde, denizkuşlarının kazıklara tünediği bir adanın etrafından sessizce sürüklenmekten kendimi alamadım- kendimi bu sefahatten alamadım. Sonunda ayrıldık.